Putin’in Ukrayna’ya saldırısına amasız fakatsız karşı çıkalım!

Ama yalnız savaşın suçlusu değil sorumlusunu da adıyla söyleyelim

Savaş YENER

Rusya kapitalist emperyal bir ülkedir

UKRAYNA’da süren kirli savaş üzerinde konuşurken, önce Rusya’ya bakış açısını masaya yatırmak gerekir. 1990 önceleri Rusya Sovyetler Birliği’nin en büyük ülkelerinden biri ve Ekim Devrimi’nin ocağı olarak sosyalizmin anavatanı idi. 1989’da reel sosyalizm yıkıldıktan ve Varşova Paktı dağıldıktan sonra Rusya dâhil Avrupa’daki tüm sosyalist ülkeler birer kapitalist ülke oldular. Her biri kapitalist sistemin askeri, politik, ekonomik kurum ve kuruluşlarına entegre olmaya başladılar, çoğu NATO ve AB’ye alındı.

Bu ülkelerden Rusya’nın kapitalist kurum ve kuruluşlara entegre edilmesi için çok uğraşıldı, NATO ile ortak komisyonlar kuruldu, G7 toplantıları G8 olarak genişletilmeye çalışıldı. Ama başarılamadı. Zira kapitalistleşen Rusya sahip olduğu askeri-nükleer gücü, geniş hammadde ve ekonomik potansiyali ile bu kuruluşlara bir boy büyük geldi. Rusya’nın bu kuruluşlarda eritilip bu kuruluşların patronu olan ABD’nin egemenliği altına girmeyeceği ortaya çıktı. 2000 yılında Putin’in devlet başkanı olmasıyla hızla gelişen ve güçlenen Rusya, ABD öncülüğündeki tek boyutlu kapitalist dünya içinde ona karşı ikinci bir güç merkezi olarak büyümeye başladı. Bu ise kapitalist dünyanın tek boyutlu olmaktan çıkıp çok boyutlu, çok merkezli bir karakter almaya başladığının göstergesiydi. Bunun ABD için tek bir anlamı vardı: Kendisine rakip, kendi egemenliğini ve hegemonyasını tartışmalı yapan bir güç doğuyordu. Hele de bu güç, yani Rusya Çinle anlaşıp bir blok oluşturursa bu ABD’nin dünya egemenliğinin, hegemonyasının sonu demekti. Ne yapıp ne edip ABD bunu engellemeliydi. Rusya önderliğinde Sovyetler Birliği veya Varşova Paktı ülkeleri yeni bir yapı oluşturmamalıydı.

Bu gelişmeler karşısında ABD elini çabuk tuttu. Önce bazı Varşova Paktı ülkelerini, sonra da Sovyetler Birliği ülkesi olan Baltık ülkelerini (Litvanya, Letonya, Estonya) NATO’ya ve AB’aldı veya aldırttı. NATO’ya alınmasına Rusya’nın kesin karşı çıktığı Gürcistan’da 2003 senesinde Gül Devrimi ve Ukrayna’da 2004 senesinde Turuncu Devrimi gerçekleştirerek buralarda Batı yanlısı güçlerin iktidara gelmesini sağladı. Bu ülkeleri, diğer Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkelerini Rusya’nın etkisinden çıkarıp kendi etkisi altına almak için uzun vadeli plânlar yapmaya başladı. Burada önceliği olan ülke stratejik konumuyla Avrupa’nın göbeğinde olan Ukrayna idi. Rusya defalarca Ukrayna’nın NATO alınmasına karşı olduğunu, bunun kendileri için bir tehdit oluşturacağını, Ukrayna’ın tarafsız kalması gerektiğini açıkladı.  ABD ve tüm Batı, Rusya’nın bu endişelerini dikkate almadan Ukrayna’yı NATO’ya alabilmek için özel plân ve programlar hazırladılar. Bu amaçla Ukrayna’daki faşist güçleri eğitmek ve silahlandırmak için kolları sıvadılar. Rusya bu gelişmeleri defalarca dile getirdi ama Batı bu protestolara hiç aldırış etmeden Ukrayna’yı arka bahçeleri haline getirmeyi başardılar. Maydan Darbesi ve sonrasına böyle gelindi.

Rusya’ya hâlâ eski sosyalist ülke gibi davranılamaz

Reel sosyalizm yıkılalı 30 sene oldu. Bu bir kuşak için her şeyin hemen unutulabileceği uzun bir zaman dilimi değildir. Anılar hâlâ belleklerdedir. Sosyalizm yıkıldı, ama 70 yıllık sosyalizmin Rusya’da yarattığı değerler hâlâ yaşamaktadır. Halkta silemedikleri değerlerden en önemlisi savaşa karşı olmak, barışı korumak ve savunmak, uluslararası dayanışmayı yaşatmaktır. Devlet kapitalistleşip emperyalistleşirken halkın büyük bir kesimi sosyalizmi aramakta, savaş ve barış konusunda duyarlı ve tutarlı tavırlar alabilmektedir. Özellikle ABD ve AB’nin Rusya’ya karşı saldırgan düşmanca tavırları onların bu tutumunu güçlendirmektedir. Rus halkında sosyalizmin bu kalıntılarının yaşaması dünyadaki sol, devrimci, sosyalist, komunist, Marksist güçlerde hâlâ Rusya’ya karşı bir sempati beslemektedir. Bu güçlerde Rusya’nın asla savaşı, hele nükleer bir savaşı başlatan taraf olmayacağı kanısı yaygındır. Onlar Rusya’nın artık sosyalist değil, kapitalist bir ülke olduğuna inanmakta hâlâ zorlanıyorlar. Oysa Rusya çoktan kapitalist, emperyalist bir ülke olmuş, emperyalizmin bir güç merkezi haline gelmiştir. Emperyalizmin doğası gereği onun taşıyıcısı olan tekellerin, oligarkların çıkarlarına göre hareket etmek zorundadır. Bu çıkarlar, iki emperyalist blok arasındaki rekabet bir savaşı gerektiriyorsa, bu savaşı yapmak zorundadır. Dünyadaki sol ve devrimci güçlerin artık Rusya ile oradaki sosyalizmin “kalıntıları” ile ilgili nostaljileri terk etmeleri gerekmektedir. Rus halkında hâlâ savaş karşıtlığı vardır, ama Rus burjuvazisi bunu değiştirmeye çalışacaktır. Şimdi yaşananlar bunun başlangıcıdır.

Dünyadaki sol ve devrimci güçler, Rusya’ya sempati duyarken yaptıkları bir diğer hata da günümüzde Rusya ile ABD arasındaki rekabeti, güç çatışmasını eski Sovyetlerle ABD arasındaki çatışmalara benzetmeleri, Sovyetlerin yaptığı gibi şimdi Rusya’nın da ABD ile çatışmalarda sağduyulu hareket edeceğine, çıkacak gerilimleri indireceğine, ilişkilerde şiddete değil diyalog ve görüşmelere, müzakerelere öncelik vereceği kanısıdır. Özellikle dünyanın dev gücü ABD karşısında gelişmekte olan yeni emperyal güç Rusya’nın henüz zayıf konumundan ileri gelen “barışçıl” tutumu, diyalog ve diplomasiye önem veren tavrı sol ve devrimci güçlerde Rusya’nın sanki Sovyetlerin barışçıl tutumunu devam ettirdiğini sanmalarıdır. Bu ise tam bir yanılgıdır. Rusya artık kapitalist bir devlettir, kapitalizmin kurallarına göre hareket etmektedir. Dün zayıftı, “barışçıl” dı. Bugün güçlendi ve kendisinde ABD’ye meydan okuyacak güce sahip olduğu kanısına vardı. Kendi gücünü abartarak Ukrayna’ya saldırdı ve bir emperyalist olarak ABD ile boy ölçüşmeye kalktı.

Ukrayna sorunu ABD’nin hazırladığı bir tuzaktı

Oysa Ukrayna sorunu, Ukrayna’da yaratılan gerilim ABD tarafından kurulan bir tuzaktı. ABD özellikle son 8 yılda, Maydan Darbesi ve Kırım’ın Rusya’ya katılmasından beri Ukrayna’da faşistleri eğitip ve silahlandırıyor, Putin’e Ukrayna’ya saldırması için provokasyonlar hazırlıyordu. Ukrayna’yı kesinkes NATO’ya alacağını ve nükleer silahlarla donatacağını, Ukrayna’nın Rusya’nın yumuşak karnı, Rusya’ya bir NATO saldırısında Ukrayna’nın bir sıçrama tahtası olacağını gizlemiyordu. ABD’nin bu plânları Putin’e Ukrayna’nın elden gitmekte olduğu izlenimini yarattı. Rusya’nın ulaşmış olduğu güce de dayanarak hareket etme kararı verdi. Tüm bunları yaparken ABD’nin kendisine tuzak kurmakta olduğunu görmedi veya görmek istemedi. ABD Başkanı Biden “Rusya Ukrayna’ya girerse, Ukrayna NATO ülkesi olmadığı için, biz müdahale etmeyeceğiz” diyerek Putin’e Ukrayna’ya saldırması için sanki davetiye çıkardı. Putin “maalesef” ABD’nin hazırladığı tuzağa düştü, 24 Şubat 2022’deUkrayna’ya saldırdı. Bunu yaparken 70 yıllık sosyalizmin hem kendi halkında, hem uluslararası alanda sol ve devrimci güçlerde yarattığı Rusya savaş değil barış ülkesidir anlayışını, umudunu yıktı. Bu bir dönüm noktasıdır. Rusya halkı hâlâ savaşa karşıdır, barışseverdir, ama Rusya’da egemenliği elinde bulunduranlar emperyalist güçler, oligarklardır. Bunlar gözlerini kırpmadan hem bölgesel, hem bir dünya savaşı çıkarabilirler.

Ama yine de şu bilinmeli ki, emperyalist güçler olarak Rusya ABD karşısında hâlâ güçsüzdür. Rusya ve Çin bir blok oluştursalar bile şu an ABD ve Batı’nın ortak gücüne ulaşamazlar. ABD ve Batı, olası bir Rus-Çin bloğunun kendileri için büyük bir tehlike oluşturmakta olduğunu görmektedirler. Bunun için Batı ve ABD, Rusya ve Çin’i sürekli bölgesel savaşlarla meşgul edecekler ve güçten düşmelerini sağlamaya çalışacaklardır. Bugün Rusya’nın önüne yem gibi Ukrayna’yı attılar. Yarın Çin’in önüne Tayvan’ı çıkaracaklar, böylece Çin’i yorup güçten düşürmeyi deneyecekler, Rus-Çin bloğunun oluşmasını engelleyeceklerdir. Diğer yandan şurasıda bir gerçektir ki, oluşacak bir Rus-Çin bloğu, onun rekebetçi emperyalist karakterinin yanı sıra, ABD’nin saldırganlığını frenleyen, bir dünya savaşını engelleyen karakteri de olacaktır. Bunun da dünya barışının korunmasında önemli bir yeri vardır. Zira Rusya ve Çin dünyada barış sağlandığı sürece güçlenebileceklerinin farkındalar. Aynı zamanda unutulmamalı ki, ABD ve Batı karşılarına çıkacak olan güçleri “ezerken” kendileri artık bilfiil savaşmıyor, bir tek askerini bile kullanmıyorlar. Bir nevi vekâlet savaşları yaratıyorlar. Bir bölgede kaos çıkarıp bırakıyorlar. O ülkeler kaos içinde boğuşurken dünyada kendi hegemonyalarını sağlamlaştırıyorlar. Böyle böyle bir 3. Dünya Savaşı’nı yürütüyorlar.

Bugün Rusya Ukrayna arasındaki savaş aslında ABD, NATO, AB ile Rusya arasındaki savaştır. ABD, hem Ukrayna’yı hem de Ukrayna ve uluslararası alandaki faşist güçleri silahlandırıp Rusya ile savaştırmaktadır. Tüm NATO ülkeleri Ukrayna’ya sürekli silah yardımı yapıyorlar, savaşı daha da kızıştırıyorlar. Sivil halk çareyi ülkeden kaçmakta görmektedir. Batılılar savaştan kaçıp kendi ülkelerine sığınan insanlara sanki birer büyük hümanist gibi kapılarını açıyorlar. Onların, çocuklarının bakımını üstleniyorlar, her yerde Ukrayna bayrakları dalgalandırıyorlar. Kendi kamuoylarını Rusya’ya karşı biliyorlar, halkı savaşa hazırlıyorlar. Almanya’da olduğu gibi yarattıkları 100 milyar Euro ile orduyu tepeden tırnağa yeni, modern savaş silahlarıyla donatıyorlar. Onun için emperyalistler arasındaki savaşları analiz ederken, Batı blokunun hâlâ güçlü olduğunu görüp, onun dünya hegemonyasını kaybetmemek için savaş çıkartan taraf olarak itham edilmesi gerektiği asla gözardı edilmemelidir. Bu savaş özünde Rusya ile Ukrayna arasında bir savaş değil, Batı emperyalistlerini çıkarttıkları bir güç savaşı, Batı’nın, ABD’nin dünyadaki hegemonyasını sürdürme savaşıdır. Putin gibilerin düştükleri tuzağa aldanmadan Batı’nın Putinleri saldırgan olarak suçlayan propagandalarına aldanmadan, ABD ve NATO’nun savaşın esas kışkırtıcısı ve sorumlusu olarak itham edilmesi gerektiği asla unutulmamalıdır.  

‘Operasyon veya savaş’ fark etmez, özde aynıdır

Putin Ukrayna’ya saldırırken, inatla saldırısının savaş değil operasyon olduğunu ileri sürmektedir. Operasyon kısa süreli bir tehlikeyi bertaraf etmek için yapılan askeri harekettir. Ama günümüzde emperyalistler arasındaki çıkar çelişkileri ve gerilimler, operasyonun bir savaş başlangıcına işareti demektir. Putin’in inatla operasyon demesinin altında yatan ise, iki büyük dünya savaşı yaşamış, milyonlarca kurban vermiş Rus halk kitlelerinde hâlâ varolan savaş karşıtlığından ileri gelmektedir. Operasyonun hedefinin de Ukrayna’da hortlayan faşizm tehlikesini bertaraf etmek olarak açıklamaktadır. Ukrayna’da devlet organlarını büyük ölçüde ele geçirmiş olan ve Batı tarfından desteklenen güçlü bir faşist hareket vardır. Ama bu faşist hareketi bertaraf etmenin yolu silahlı saldırı değil, onları önce uluslararası alanda deşifre, teşhir ve izole etme yöntemi olmalıdır. Hitler faşizmini yaşamış Rus halkında faşistlerin ne kadar tehlikeli olduğu ve bertaraf edilmesi gerektiği konusunda kesin bir kanı olduğu için Putin bunu savaşa gerekçe olarak da kullandı.

Tüm bunları hesap ederek Ukrayna saldırısına operasyon diyen Putin bunun bir savaş olduğunu başından beri biliyordu. Bir devleti büyük ölçüde ele geçirmiş olan ve Batı tarafından da desteklenen bir faşist güce karşı operasyon başından savaş demektir, zira operasyon bir devlete karşı yapılmaktadır. Kaldı ki, operasyon düzenlediği devlet ve güçler emperyalist bloğun temsilcisi konumundadır. Diğer yandan Putin Ukrayna’ya saldıracağını ilân ettiği konuşmasında ABD’nin, NATO’nun, AB’nin Rusya’ya karşı saldırı plânlarının bir parçası haline gelen eski Sovyet ve Varşova Paktı ülkelerini yeniden Rusya etrafında toparlanması gerektiğini söylemesi, ABD ve NATO plânlarına karşı savaşı öne koyduğunun da göstergesiydi. Nihayet Operasyon daha başından uzun sürecek bir savaşa dönüştü. Ama savaş her zaman yıkımdır, dramdır, insanların evini, barkını kaybetmesidir, göçtür, ölüm ve sakatlıktır, açlık ve sefalettir. Bugün Ukrayna’da yaşananlar da bunlardır. Savaştan zarar gören her zaman sivil halktır. Bunun için savaşa amasız ve fakatsız karşı çıkılmalıdır, savaşa son verilmesi için hemen harekete geçilmelidir, görüşme, diyalog, müzakere, diploması yolları açılması için çalışılmalıdır.   

Savaşın suçlusu yalnızca Rusya değil, ABD ve NATO’dur

Putin başlattığı savaş nedeniyle itham edilirken, aynı nefeste ABD ve NATO’nun savaş kışkırtıcılığına karşı çıkılmalı, bu savaşın baş sorumlusunun ABD, NATO ve AB olduğu açık bir şekilde ifade edilmeli ve onlar da itham edilmelidir. Zira bu emperyalistler arası bir savaştır, her iki tarafta savaş suçlusudur. Eğer bu yapılmazsa, ABD ve AB ülkelerinde olduğu gibi halklar kendi devletleri, emperyalist güçler tarafından Rus düşmanlığı ve karşıtlığı ile Ukrayna’daki savaşa karşı çıkartılır, mitingler yaptırılır, Rus tehlikesine karşı silahlanmaya hız verilir, böylece halkın gerçek savaş kışkırtıcılarının ve sorumlularının kendi ülkesinde de olduğu gerçeğinin üstü örtülür. Düşman içeride değil, dışarıda aranır. Oysa halkın, ilerici ve savaş karşıtı güçlerin yalnız Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını değil, bu savaşta kendi ülkesinin de sorumluluğunu, neden mutlaka Ukrayna’nın NATO’ya alınması gerektiğini sorgulaması, bu savaşı önlemenin yolunun Ukrayna’nın tarafsızlığının olup olmadığının tartışılması gerekir. Ama egemenler; sınıfsal konum ve çıkarları gereği buna asla müsaade etmemekte, kendi halkında “ körü-körüne” bir Rus düşmanlığı körüklemektedirler.

Almanya Komünist Partisi KPD’nin kurucusu ve Alman militarizmi tarafından Rosa Luxemburg’la birlikte öldürülen Karl Liebknecht’in I. Dünya Savaaşı yıllarında söylediği “Her halkın ana düşmanı kendi ülkesindedir. Alman halkının ana düşmanı Almanya’dadır: Alman emperyalizmi, Alman savaş partisi, Alman gizli diplomasisidir” sözleri Marksisizm-Lenininizm ile ilgili tüm ders kitaplarında okutulur. Bu gerçeği bugün görmek o zamanki gibi önemlidir. Bu görülmezse o ülkelerde kaybedecek olan işçi ve emekçilerdir, kazanan ise emperyalist güçlerdir. Ukrayna’da savaş çıktığından beri ABD’de Biden, İngiltere’de Johnson, Fransa’da Macron konumlarını güçlendirdiler. Savaş karşıtlığı ile bilinen Almanya’da ise orduyu silahlandırmak için 100 milyar Euro ayrıldı, çıt çıkmadı. Bu gelişmeler Liebknecht’in kendi ülkendeki savaş partisine karşı çıkmazsan onlar seni savaşa sürerler tespitinin ne kadar doğru olduğunu göstermektedir.

Oya Baydar’ın vicdani sübjektivizmi   

Savaşın emperyalistler arası rekabet ve hegemonya savaşı olarak ele almayanlardan biri de Oya Baydar’dır. Baydar T24 sitesindeki yazısında “Bu savaşa ve bütün savaşlara ama’sız karşı çıkmak zorundayız” tespitini yaparak şöyle diyor: “Saldırının başlangıcından bu yana Türkiye kamuoyu yine ikiye bölünmüş durumda: Bir yanda, ‘ama NATO, ama Batı emperyalizmi, ama Avrupa, ama Ukraynalı faşistler’ diyerek Rusya’nın saldırganlığını haklı görenler, Putin’i destekleyen, Rus’tan çok Rusçular.  Öte yanda, ‘Tamam, Batı emperyalizmi şeytan, Ukrayna’yı Batı kışkırtıyor, Batı bloku Rusya’yı kuşatmaya çalışıyor ama Rusya’nın müdahalesi kabul edilemez’ diyerek işgale karşı çıkanlar.” Baydar Putin’in Ukrayna’ya saldırısına ve savaşına “ama’sız” karşı çıkılmasını istemekte haklıdır. Her solcu, devrimci, demokrat amasız ve fakatsız bu savaşa karşı çıkmalıdır. Ama bu savaşta ABD’nin, NATO’nun, Avrupa’nın rolü ve sorumluluğu, onların Ukrayna’yı bir yem gibi Rusya’nın önüne attığı da söylenmelidir. NATO’nun Rusya’nın burnunun dibinde üç Baltık ülkesinde 10 binlerce askerle yaptığı tabikatı, Ukrayna’yı Nato’ya almak için faşistlere yaptırttığı Maydan Darbesi’ni ve sonrasında silahlandırdığı faşistleri Rusya’ya karşı bir tehdit oluşturduğunu, Ukrayna’nın tarafsız kalması gerektiğini söylerken Putin’in haklı olduğu belirtilmelidir. Zira bunlar Rusya’ya karşı ABD’nin birer savaş hazırlığıdır. Savaşa olduğu gibi savaş hazırlıklarına karşı çıkmak sol ve devrimci güçlerin görevidir. Ama ortaya çıkan bu sorunları savaşla çözmeye kalktığı ve Ukrayna’ya saldırdığı andan itibaren Putin tamamen haksızdır. İtham edilmesi gereken kişidir. Ama Putin haksızdır denip orada durulamaz. Devamını getirmek gerekir. Putin, Rusya kadar bu savaşta Biden’in, ABD’nin ve NATO’nunda suçlu ve sorumlu olduğu söylenmeli, bunun emperyalistler arası bir savaş olduğu vurgulanmalıdır. Bu tespitler yapılmadan ister Putin’in saldırısını savun, istersen Putin’in savaşına karşı çık, sonunda bunlar savaşın, emperyalizmin savunucuları, diyalog, müzakere ve barışın düşmanları olurlar.  

Baydar savaşa “etik tutarlılık” ve “ahlaki duruş” açısından bakmakta ve şöyle demektedir: “Kim haklı kim haksız, kimin hangi hafifletici sebebi var, kim kimi kışkırttı, hangi tarafın suç bagajı daha ağır meselesi değil bu. Devletler, ülkeler, siyasetçiler farklı davranabilirler, farklı siyasî- ekonomik amaçlarla şu veya bu safta yer alabilirler. Ama bizler birey olarak, insan olarak, barıştan ve gelecekten yana olduğunu iddia eden yapılar, örgütler, hareketler olarak: etik tutarlılığımız, ahlakî duruşumuz adına, vidanımızın sesini dinleyerek, bu savaşa ama’sız karşı çıkmalıyız.” Gayet tabii ki, bu savaşa karşı çıkmalıyız, bu savaşa karşı çıkarken, etik, ahlak, vicdan önemli rol oynar. Savaşın çoluk ve çocukta, kadın ve yaşlılarda yol açtığı sefalet ve acıya hangi vicdan dayanabilir ki? Ama bu acı ve sefaletleri anlayabilmek için savaşın kimler tarafından, neden ve nasıl çıkarıldığı, meselenin bir sınıfsal mesele, emperyalistler arasında dünyayı paylaşım meselesi olduğu söylenmelidir. Mesele tam da budur. Baydar ise “Kim haklı kim haksız, kimin hangi hafifletici sebebi var, kim kimi kışkırttı, hangi tarafın suç bagajı daha ağır meselesi değil bu” diyor ve devletlerin, siyasetçilerin şu veya bu safta yer alabileceğini belirtiyor. Bu yaklaşım ise soruna sınıfsal bakmamaktır. Burada tutulan saf emperyalist bloklaşmadır ve savaş dünyaya hükmetmek isteyen iki emperyalist güçten çıkmaktadır. İkisi de haksızdır, ikisi de kışkırtıcıdır. İkisinin de bagajı ağırdır. Yalnız savaşı başlatanı, savaşın yol açtığı felaketi görüp emperyalizmi, emperyalist bloklaşmayı görmemek, savaşa etik, ahlaki, vicdani olarak karşı çıkmak bir solcu ve devrimcidençok şirazesi kaymış Oya Baydar’dan beklenecek bir tavırdır.

Ukrayna savaşında Batı tüm değerleri ayaklar altına almaktadır

Baydar savaşın bu sınıfsal emperyalist yanını göz ardı ettiğinden Batı’da emperyalist ülkelerde devletlerin bilinçli olarak yükselttikleri Rus düşmanlığını çözümlemekte zorlanmaktadır. Şöyle diyor Baydar:   

“Ukrayna ile savaşı Rus halkı istemiyor. Bütün baskılara ve engellere karşın istemediğini de hem kendi muktedirlerine hem de dünyaya göstermeye çalışıyor. Buna karşılık Batı Dünyası dediğimiz sözde uygar kesim ne yapıyor? İnsanlığın ortak kültürel-sanatsal değerlerine yasak getiriyor, muhteşem Rus kültürünün, edebiyatının ürünlerine saldırıyor. Üniversitelerde Rus edebiyatı müfredattan çıkarılırken Dostoyevski yasaklanıyor. Rus Orkestra Şefi Valeri Gergiev yıllardır yönettiği Münih Filarmoni Orkestrası’ndan kovuluyor. Çaykovski’nin eserleri repertuarlardan çıkarılırken Bolşoy balesinin gösterileri erteleniyor. Netflix Anna Karanina romanının filme çekimini durduruyor. Tarkovski’nin filmleri gösterimden kaldırılıyor. Rus öğrencilerin üniversitedeki kayıtları siliniyor. Ve güler misiniz ağlar mısınız; akıl, izan dışı bir işgüzarlıkla Uluslararası Kedi Federasyonu (FıFe) Rus kedilerine yaptırım getiriyor! Rusya’da yetiştirilen hiçbir kedi Rusya dışındaki hiçbir soy kütüğüne kaydedilmeyecekmiş (Ne demekse)!”

Sınıf savaşı, emperyalist güçler arasında hegemonya kapışması işte böyle bir şeydir. Kedilerin şovu bile önemli olur. Olur, zira burada söz konusu olan iki emperyalist gücün topyekün savaşıdır. Halkın savaşa hazırlanmasıdır. Batı emperyalist ülkeleri, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya v.d. savaşa hazırlanmaktadır. Halkın da bu savaşa hazırlanması gerekmektedir. Onlara göre dünyada hegemonya Rusya’ya, Çin’e kaptırılmamalıdır. O nedenle karşı tarafa, Rusya’ya sempati yaratacak ne varsa, yazar, çizer, edebiyatçı, müzisiyen, ressam, sanatçı ortadan kaldırılmalıdır. Bunların dünyaca meşhur olmaları onlara asla bir koruma sağlamaz. Onlar Rus’tur, düşmandır, o kadar! Halka düşmanın dışarıda olduğu tartışma götürmez şekilde kabul ettirilmelidir. Aksi takdirde halk düşmanın dışarıda değil içeride olduğunu fark ederse içeride “kıyamet” kopar, savaş iç savaşa, kendi emperyalistlerine karşı sınıf savaşına dönüşür. Batı ülkelerinde bunu önlemek için Ukrayna’daki Rusların saldırısına ve savaşına karşı büyük “barış” mitingleri düzenlenirken devlet kendisinin savaşa hazırladığını gizlemekte, böylece halkın kendisine yönelmesini engellemektedir. Mitinglerde Putin’in ne diktatörlüğü, ne yayılmacılığı, ne kan emiciliği kalırken, kendi devletlerine karşı “savaş kışkırtıcılığını, silahlanmayı bırak!” diye tek kelime söylenmemektedir. Bunu söyleyen birkaç komünist ve gerçek barış taraflısıdır. Onlar Liebknecht’in “Ana düşman kendi ülkendedir” öğretisinden hareket etmektedirler.

 Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg emperyalist savaşın iç savaşa dönüştürülmesi gerektiğini vurgularlar ve şöyle derler: “Önde duran görev emperyalist savaşı içsavaşa, işçi, köylü ve askerlerin burjuvaziye, savaşı çıkartanlara karşı savaşa dönüştürmektir.” Bu görev bugün de hem ABD’de, hem Avrupa’da hem de Türkiye’de işçi sınıfının ve emekçilerin önünde duran görevdir. İşçi sınıfı Ukrayna savaşına karşı mitingleri kendi ülkesindeki savaş hazırlıklarına, silahlanmaya karşı yöneltmelidir. Aksi emperyalist güçlerin oyununa gelmektir. Oya, işçi ve emekçiler Ukrayna’daki savaşa karşı çıkarken kendi ülkelerindeki savaş kışkırtıcılarına, silahlanmaya karşı savaşı atlamaktadır. Kendi ülkelerindeki silahlanmaya 100 milyarlarca Euro’ya tek laf etmemektedir. Bu ise savaşın değirmenine su akıtmaktır. Bir gün gelip savaşa sürülmektir. Karşı tarafı, savaş için, Rusya’yı “şeytanlaştırmak” için Dostoyevski, Çaykoski, Tarkovski de yasaklanır, değerler, özgürlükler, demokrasiler rafa kaldırılır. Emperyalizm böyle bir şeydir. Lenin’in ifadesiyle her alanda gericiliktir, saldırıdır. Tarihimizdeki bu deneyler kulağımıza küpe olmalıdır, mücadele emperyalizme yöneltilmelidir.

Bir cevap yazın