Nükleer Karşıtı Mücadele ve Mücadelede Sosyalistlerin Pozisyonu Üzerine

Sezgin ÇALIŞKAN

KUŞKUSUZ ki doğaya dair olan her şeyi savunmak doğanın bütünselliğinden kaynaklı sosyalistlerin en büyük görevidir. Kapitalistler doğayı parçalayıp tahrip edenlerdir. Nükleer güç santralleri doğaya en büyük müdahaledir. Hem santraller hem atıkları insanlık için büyük bir tehlikedir. Bu nedenlenükleer santrallere karşı mücadelenin ayrı bir önemi vardır. Burada somut olan bir mücadele üzerinden yükseliş ve eksikleriyle nükleer karşıtı mücadeleye değinilecektir.

Birçok araştırma şirketi ve üniversitelerin ülke genelinde yaptığı anketlerin sonucu nükleer karşıtlığı konusunda bizlere şu verileri sunmakta:

Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan insanların

  1. %86’sı nükleer santrallerin çevresinde oturmak istemiyor
  2. %74’ü nükleer santrallere bütünüyle karşı

Bu veriler ışığında nükleer karşıtı mücadelenin yıllara yayılmış çalışmalarının aslında halk kitlelerini ikna açısından başarılı olduğunu görüyoruz. Peki, ne oluyor da nükleer santral inşaatı durdurulamıyor? Bu kadar kitle nükleer santrallerin zararlı olduğu konusunda nasıl ikna edildi? Sosyalistler bu çalışmaların neresinde yer aldı?

 Öncelikle bu kadar insanın nasıl ikna edildiği konusuna değinelim. Mücadele 40 yıllık bir mücadele. A `dan Z ye tüm karşıtların büyük emeği geçen toplumsal tabakaların tümüne bir şekilde temas etmiş bir organizasyon. Nükleer santrallere karşı Türkiye’de mücadelenin ilk tohumları Mersin-Akkuyu Nükleer Güç Santrali, NGS çalışmalarına gösterilen tepkiler sırasında ekilmiştir.

80`lere kadar ufak örgütlenmeler ve tepkiler olsa da 80 darbesiyle mücadele kesintiye uğramış, 1986 Çernobil faciası sonucu tekrardan gündeme gelmiş. Büyük ölçüde içerisinde yeni beliren çevreciler demokratlar ve sosyalistlerin çabası ile günümüze kadar gündemden çıkmayarak yükselmiştir. Ecevit hükümeti döneminde konu rafa kaldırılmış 2002’ den sonra AKP hükümeti ile tekrar gündeme alınmıştır.

 Mücadelenin geniş toparlanması 2007 sonrasında gerçekleşmiştir. Her mücadelede olduğu gibi başlangıç zayıf 3-5 kişiyi geçmeyen basın açıklamalarından ibaretti. İnternet, el ilanları ve afişler ile sürekli bilgilendirme çalışmaları yapıldı. Kurumları bu işe dâhil etmek için sürekli görüşmeler yapıldı, mücadeleyi daha fazla yükseltme çabası verildi. Bu çalışmaların gerçekleştirilmesinde sosyalist gençlerin büyük katkıları oldu.

Tarih 2 Mart 2011`di. Japonya’ da büyük bir deprem ve ardından gelen tsunami Fukuşima NGS`ni “resmen güvensizdir” dercesine tahrip etmiş, tüm dünya NGS `lerinin zararını bir kez daha görmüştü. Bu felaketin ardından Mersin merkezden Akkuyu NGS `ye insan zinciri kurma kararıalındı ve 100 000 insanla dünyanın en büyük nükleer karşıtı insan zincirini oluşturuldu.

Aslında bu çalışmalarda yer alan sosyalistler mücadelede teorik olarak öğrendiklerini pratikte nükleer karşıtı mücadelede uyguladılar.

Sosyalistler,

İnsanlara sorunu gösterip alternatifini anlattılar.

Sabırla ve uzun vadeli çalıştılar.

İlk sorunda kitleleri karşıtlıklarını göstermeleri için çağırdılar.

Sonuç başarılıydı, fakat nükleer santralin inşası durdurulamadı. Çünkü kapital için önemli olan halk sağlığı değil, ucuza büyük kapasitede enerji üretmektir.  Politik olan kararları durdurmanın yöntemi salt örgütlenme başarısında yatmamaktadır. Politik cevaplar üretmek gerekiyor. Sonucu değiştirmek iktidar yürüyüşüne etkide yatmaktadır.

Halk kitleleri bunu gördü ve şu an tüm ekoloji mücadeleleri için alternatif siyasi bir yol arayışı söz konusu.

Son olarak genele dair bir çıkış yolu önerisi

Politik hedeflerin ortaklaştığı tamamen ekolojik hedeflere sahip politik bir zemin kurularak halk ve siyasi partiler arası bir sözleşme birçok ekoloji ve demokrasi gruplarınca oluşturulmalıdır. Parlamento dışı muhalefetin birliği ve ulusal demokrasinin inşası için bu gibi sözleşmelerin hayati öneme sahip olduğu görülmüştür.

Bir cevap yazın