Yaparsa Erdoğan değil, devrimciler yapar!

Ceylan DENİZ

SEÇMEN tabanını sürekli kaybeden ve seçilememe korku ve endişesine kapılan Erdoğan şiddetten yalana kadar her türlü yönteme başvuruyor. Yalan, yanlış demeden konuşuyor. Şimdiye kadar Türkiye’de ne yapıldıysa AKP döneminde yapıldığını ileri sürüyor. Hatta bilfiil kendisinin yaptığını iddia edebiliyor, insanın gözünün içine baka baka yalan söylüyor. İşte Erdoğan’ın konumuzla ilgili söylediği yalanlardan birkaç tanesi.

Erdoğan’ın iddiaları

Erdoğan 1982 senesinde, yani AKP’nin iktidara gelmeden 20 sene önce açılmış olan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’ni kendilerinin açtığını söyleyebildi. Van’da yığınların karşısında utanmadan “Van’a üniversiteyi kim getirdi? Biz!” diyebildi. Yine Isparta’da yaptığı bir konuşmada 1992 senesinde kurulan Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’ni de AKP’nin kurduğunu iddia etti. Kendisini dinleyen yığına “Üniversiteyi Isparta’da kim kurdu?” diye sordu, sıkılmadan “Biz kurduk!” dedi. İzmir’de de yaptığı bir konuşmada “Bundan 15 sene önce koskoca İzmir’in doğru dürüst havalimanı var mıydı, biz geldik, Adnan Menderes Havalimanı’nı yaptık” iddiasında bulundu. Oysa Adnan Menderes Havalimanı 1987’de Turgut Özal zamanında yapılmıştı. Bir de Erdoğan kendi döneminde inşa edilen okullarla ve atanan öğretmenlerle sınıfların küçüldüğünü ispatlamak için “Ben tek partili dönemde, CHP döneminde 75 kişilik sınıflarda okudum” dedi. Tek partili dönem 1950 öncesi. Kendi doğum tarihi ise 1954. Onun bu yalanları saymakla bitmez. Takiyenin böylesi şimdiye kadar görülmedi.

Bazıları Erdoğan’ın bu takiyelerini, yalanlarını yanlışlıkla veya dikkatsizlikle söylenmiş bir söz, bir gaf olarak nitelemekte ve Erdoğan’ı savunmaya kalkmaktadır. Oysa bunlar bir gaf değil, bilinçli uygulanan bir yöntem, politikadır. İslamda amacına varabilmen için takiye yapabilirsin, yani yalana başvurabilirsin. Kaldı ki, bu Hitler’in propaganda şefi Göbels’in metodudur. Ona göre ne kadar “iyi” büyük yalan söylersen, bir yalanı ne kadar çok tekrar edersen, insanlar onun doğruluğuna o kadar çok inanırlar. Bu yığınları etkilemenin, manipüle etmenin en iyi yollarından biridir. Erdoğan bu yöntemi çok iyi kullanıyor. Gezi direnişini itibarsızlaştırmak için gençlerin camide bira içtikleri, Kabataş’ta bir başörtülü kadına saldırdıkları yalanını hâlâ tekrarlamaktadır. Burada amaç kendisine sırt çeviren mütedeyyin yığınları kazanmak ve onların sol ve demokratik güçlere karşı tepkisini bilemektir.

Bu ülkeye ne yapıldıysa sol değil, sağ mı yaptı?

Erdoğan’ın özellikle inşaat alanında, yol, köprü, baraj konusunda bilerek yalan ve yanlış konuşmasının bir başka nedeni de, eskiden beri Menderes’ten, Demirel’den Özal’a kadar sağ politikacıların halk yığınlarına vermiş oldukarı yanlış bilinçten yararlanmak istemesidir. Bu sağ politikacıların yıllardan beri sol ve demokratik güçlerin, komünistlerin bu ülkede hiçbir şey inşa etmediklerini, yolları, köprüleri, barajları, fabrikaları hep kendilerinin yaptığını söyleyip durdular. Bunu ispat edebilmek için de her gelen icraata İstanbul’a bir köprü yapmakla başladı. Sol ve demokratik güçler de bu köprü inşaatlarına karşı çıktıkça bu sağ politikacılar da yalan ve dolanla sol güçlere sürekli saldırdılar.

Doğrudur, sol ve demokratik güçler, devrimciler ve sosyalistler özellikle İstanbul’a köprü yapılmasına şiddetle karşı çıktılar. Çünkü onlar ülkenin kıt olan mali ve maddi kaynaklarını, zor koşullarda elde edilen dövizleri, dolarları yola, köprüye, betona gömerken, sol ve demokratik güçler ülkenin kalkınması, hakın refahının yükseltilmesi için yatırımlara, fabrika inşaasına ve üretime, bilimsel araştırma ve geliştirmeye, enerjiye, tarıma, halkın eğitim ve sağlığına yatırılmasını talep ettiler. Bir köprü inşaası için yatırılan paralarla içinde üretim yapan binlerce işçinin çalıştığı kaç fabrika, Anadolu’da insanların acil ihtiyacı olan kaç hastahane ve okul yapılabileceğini tek tek gösterdiler. Sağ politikacılar sol ve demokratik güçleri dinlemediler, köprü yaptılar, dolarları betona gömdüler. Anadolu’ya yatırım yapmadılar. Anadolu’da çarpık kapitalist gelişmenin yarattığı yıkım ve sefalet sonucu iş, aş bulamayan milyonlar “taşı, toprağı altın” olan İstanbul’a ve diğer büyük şehirlere akın ettiler. Her köprü İstanbul’un nüfusunu 5 milyon arttırdı. Bugün İstanbul’un resmi nüfusu 16 milyon. Her gün daha da artmaktadır. Güzelliği dillere destan olan İstanbul bugün büyük bir köy görünümündedir. Bir yanda gecekondular, diğer yanda yükselen betonlar. Eğer sol ve demokratik güçlerin dedikleri dinlenseydi, yatırımlar Anadolu’ya yayılsaydı hem İstanbul, hem Türkiye bugün bambaşka olurdu.

Paraları, dolarları betona gömme sağcı politikacıların hedefi inşaatla kendi çevrelerini beslemek ve zengin etmektir. Bu köprüleri, yolları yaptıkça, kendileri zenginleştikçe, solcular bu ülkeye ne yaptı diye böbürlenme kervanına Erdoğan da katıldı. Geçenlerde Erdoğan da “bu muhalefet bir köprü yaptırsaydı da övündüğünü görebilseydik” dedi. İşte burada Erdoğan’a bir “Dur!” demek lazım. Bu ülkede halka gerçek hizmet veren ilk köprüyü sol ve devrimci gençler yaptı. Ve bu köprüyü de Erdoğan yıktırdı.

Halka gerçek hizmet veren köprü ne demek?

60’lı yılların sonunda Demirel Boğaz’a ilk köprüyü yaptırırken Anadolu’da halk perişandı. İstanbul’a köprü zorunlu değildi. Halk araba vapurlarıyla bir yakadan diğer yakaya kolaylıkla geçebiliyordu. Köprü parasıyla Anadolu’da hastahane, yol, köprü yapılabilirdi. Çünkü insanlar bir hastasını hastahaneye götürmek zorunda kaldığında, en yakın hastane 100 veya 200 km uzaktaydı. Hasta yollarda ölüyordu. Azgın dereler ve çaylar geçit vermiyordu. Sel kaç kişiyi alıp götürdü. O zamanlar Hakkâri’deki Zap böyle azgın bir dere idi. Zap suyunun aldığı canların haddi hesabı yoktu.

Bu koşullarda halka gerçek hizmet İstanbul’da Boğaz’a köprü yapmak mıdır, yoksa Zap suyuna köprü yapmak mıdır? Boğaz’a köprü sağ politikacıların: Demirellerin, Özalların, Erdoğanların yağma ve talana dayalı prestij icraatlarıdır. Halka gerçek hizmet değildir. Eğer Anadolu’ya yatırım yapılsa, Anadolu kalkınsa halk İstanbul’a göç etmez, köprülere de ihtiyaç kalmazdı. Ha, sen zengin bir ülke olsan, paran bol olsa Boğaz’a köprü yapılmasının zararı olmaz faydası olur. Hatta geçenden 5, geçmeyenden 10 akçe alınan bir Deli Dumrul köprüsü olmaz, halkın ücretsiz geçtiği bir köprü olurdu. Bu köprüleri kimse babasının parasıyla değil, halkın verdiği vergilerle yapmaktadır. Halkın da bu köprülerden bedava geçme hakkı vardır.

Ama Zap suyuna yapılacak bir köprü halka gerçek hizmet olurdu. Çünkü böyle bir köprü can kurtaracaktı. O zaman Demirel yapılan önerilere, eleştirilere aldırış etmeden İstanbul’a, Boğaz’a köprü yapmaya başladı. Bunun üzerine 68 kuşağının önde gelen sol devrimci liderleri Denizler, Çayanlar, Harun Karadenizler toplandılar Zap’a bir köprü yapmaya karar verdiler. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat ve Mimarlık Fakülteleri öğrencilerinden bir grup Zap’a köprü yapmak için yola çıktılar. Köprüyü yaptılar. Adını da Deniz Gezmiş Köprüsü koydular. Onlar bu köprüyle azgın Zap suyuna gem vurmuşlardı. Artık Zap suyu can alamıyordu. Köylüler tabur tabur köprünün üstünden geçip gidiyorlardı. Demirellere baddua, devrimci gençlere dua okuyorlardı. Gerçek hizmet budur, insanları ölümden kurtaran ve onların duasını alan hizmettir. Erdoğan da dâhil sağ politikacıların halka götürmekle övünebilecekleri gerçek bir hizmet yoktur, ama sol ve devrimci güçlerin vardır: Deniz Gezmiş Köprüsü! Demirel, Özal, Erdoğan’ın halka hizmet diye sundukları “hizmetlerin” hepsinin altında vurdukları vurgunlar, iç ettikleri milyon ve milyar dolarlar yatmaktadır. Onlar için gerçek hizmet kendi ceplerini doldurmaktır.

Halka gerçek hizmeti sol ve demokratik güçler verecektir

Halka gerçek hizmet veren Deniz Gezmis Köprüsü Erdoğan’ın gözüne diken gibi batıyordu. Sol ve demokratik güçlerin övünebilecekleri bir eserleri olmamalıydı. İşte Erdoğan geçtiğimiz yıllarda “Köprünün üstünden PKK’lılar geçiyor” diye bu köprüyü yıktırdı. Ama o köprü halkın kalbinde yaşamaktadır. Halkın kalbinde yatan diğer bir gerçek hizmet de Cumuriyetin ilk yıllarında komünist Sovyetler Birliği’nin yaptığı fabrikalardır. Bugüne kadar bu Sovyet yardımları Türkiye ekonomisinin bel kemiğini oluşturmuştur. Ama Erdoğan o dönem yapılan fabrikaları da bir bir kapattı. Sovyet yardımlarının yanısıra bu Zap suyuna yapılan köprü sol ve demokratik güçlerin ülkeye ne gibi hizmetler verdiğinin ve daha ne gibi hizmetler verebileceğinin küçük bir örneğidir.

Zap köprüsü tek örnek değildir. Bunun geçmişi ve sonrası vardır. Geçmişten bir örnek Köy Enstitüleri’dir. Köy Enstitüleri bilime dayalı olarak köyde üretimi arttırma, geliştirme ve çeşitlendirmeyi, köylüleri aydınlatmayı temel alan, teori ve pratiği ile köyü kalkındırmak için öğretmen yetiştiren bir kuruluştu. Köy Enstitüleri’nin kurucusu Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’tu. Ama kalkınmak için halkı, köylüyü aydınlatma projesini 1910’lu yıllarda ilk yapan bir eğitimci olan TKP’nin genel sekreteri Köy Enstitülerinin fikir babası Ethem Nejat idi. Köylünün aydınlanmasından korkan başta Adnan Menderes olmak üzere meclisteki toprak ağaları “Bu bir komünist işidir” diye şiddetle karşı çıktılar. Proje daha padişah döneminde bir komünist tarafından yapılmıştı ve Cumhuriyet döneminde iki yurtsever tarafından uygulanmıştı. 1954 senesinde de Adnan Menderes tarafından kapatılmıştı. Kapatılmasında ABD de rol oynamıştır. ABD Türkiye’nin Truman “yardımları”ndan yararlanabilmesi için Planlı kalkınmadan ve Köy Enstitüleri’nden vazgeçilmesi şartı getirmiştir. Menderes de bunları kabul etti. Nasıl Erdoğan Deniz Gezmiş Köprüsünü yıktırdıysa, Menderes de Köy Enstitüleri’ni kapatmıştır. Evet, bu ülkede halk yararına proje ve uygulamaları sol ve demokratlar yapar, ama sağ yıkar veya kapatır. 

Nice örneğin yanı sıra üç örnekte 68 sonrasından verelim. Birincisi Köy-Koop’lar, ikincisi Halk-Koop’lar, üçüncüsü de Fatsa Belediye Başkanı Terzi Fikri’nin Fatsa’yı yönetim ve mamur etme çalışmalarıdır.  Köy-Koop’lar 70’li yıllarda solcu aydın ve öğretmenlerin öncülüğünde köylülerin krediden mahsülünü satışa kadar kendi sorunlarını çözmek, üretimi arttırmak, tefeciye, tüccara bağımlı kalmamak için tabandan kendi kurdukları kooperatiflerdi. Bu kooperatifler sayesinde köylüler ülkede ekonomik ve politik bir güç haline geldiler. 12 Eylül askeri darbesi Köy-Koop’ların bu gücünü kırdı ve köylüyü yine tefeciye, bankalara, tüccarlara muhtaç duruma getirdi. Halk-Koop’lar ise üretici ile tüketici arasında aracıları çıkartan, ürünü, sebzeyi, meyveyi üreticiden tüketiciye ulaştıran kooperatiflerdi. Sol ve demokratik güçlerin öncülüğünde kurulan ve 12 Eylül darbesiyle eli-kolu budanan bu kooperatifler hâlâ bugün bile pahalılık ve enflasyonla mücadelede Halk-Ekmek gibi girişimlerle belediyelerin, hatta “tanzim satış noktaları” girişimiyle Erdoğan’a bile ilham kaynağı olmuştur. Ama Erdoğan sonra bu işi ancak solcuların başarabileceğini görerek “Tanzim Satışları”ndan vazgeçti, halkı pazarcıya, zincir marketlere muhtaç etti.

80 öncesi sol güçlerin toplum için yarattıkları en büyük örnek Terzi Fikri şahsında Fatsa belediyesinin yönetimidir. Fatsa belediyesi halkı “halk meclisleri” aracılığı ile yönetime kattı, halka kendi sorunlarını kendisinin tartışmasını, çözüm yolları bulmasını ve uygulamasını sağladı. Fatsa kısa bir zamanda kalkınan, halkına refah sağlayan bir belediye haline geldi. Bu gelişme o zaman ordunun, sıkıyönetimin diken gibi gözüne battı ve bir tabur askerle Terzi Fikri’nin üstüne yürüdüler, Fikri’yi tutuklayıp hapsettiler. Ama Terzi Fikri bugün halk arasında yaşamaktadır. Tüm bunlar gösteriyor ki, bu ülkeye, bu halka hizmet eden sağ değil, Erdoğan değil, sol ve demokratik güçlerdir. Ne yaparsa Erdoğan değil, sol ve demokratik güçler yapar, sağ yıkar, sol yapar.

Şunu herkes bilmeli:

Erdoğan ve sağ politikacılar bu ülkeyi kalkındıramazlar. Onlar bu ülkeyi ancak talan ve yağma ederler. Fabrika kurmazlar, bilim ve teknolojiyi geliştirmezler. Bu ülkede fabrika kurup, köylüyü destekleyip, üretimi arttırıp, üniversite ve akademisyenleri bilim ve araştırmaya yönlendirip gerçekten ülkeyi kalkındıracak olanlar sol ve demokratik güçlerdir.

Erdoğan ve sağ politikacılar halka refah getiremezler. Onların yaptıkları yapacakları zamdır, pahalılıktır, enflasyondur, halkın boğazını sıkmaktır. Halka gerçek refahı sağlayacak olan sol ve demokratik güçlerdir.

Erdoğan ve sağ politikacılar ülkeye herhangi bir adaleti, ne sosyal ne de hukuk adaletini getirebilirler. Zorla fakirden, emekçiden, işçiden, çiftçiden alıp zengine vermek, güçsüzü ezip güçlüyü korumak onların varlık nedenidir. Onların varlık nedenlerine son verip bu ülkeye gerçek adaleti getirecek olan sol ve demokratik güçlerdir.

Erdoğan ve sağ politikacılar demokrasinin, özgürlüklerin, insan haklarının, kadın haklarının, barışın, Kürt ve diğer halk ve azınlıkların düşmanıdır. Baskı, zulüm, sömürü, işkence, cinayet, asimilasyon, yalan, inkâr, tecavüz, savaş, faşistlik ve diktatörlük onların yöntemidir. Gerçek demokrasi, özgürlükler, barış, halkların eşitliği, özgürlüğü, özerkliği bu ülkeye sol ve demokratik güçlerle gelecektir.

“Yaparsa Erdoğan yapar” bir aldatmacadır, halkımıza bu anlatılmalı ve “yaparsa sol ve demokratik güçler yapar” ilkesini halk arasında yaymak ilk görev olmalıdır. Burjuva muhalefeti “teferruat” ile uğraşıyor. İleri sürdüğü güçlendirilmiş parlamenter sistemi bile ardıcıl olarak savunmuyor. Erdoğan muhalefeti, halkı, basını, sol ve demokratik güçleri susturmak için “Sansür Yasası” çıkarırken, onlar yığınları sokağa dökmüyorlar, “altın tepsi” içinde Erdoğan’a yeni malzemeler sunuyorlar. Artık sol ve demokratik güçler HDP’nin öncülüğündeki “Emek ve Özgürlük İttifakı” ile birlikte aktif mücadeleye atılmalıdır. Erdoğan sokaklarda, meydanlarda halkın örgütlü, güçlü çıkışlarıyla yenilecektir.

Bir cevap yazın