Kürtçe türküler Erdoğan’ı korkutuyor, zira onlar O’nu yenecek olan bir güçtür

Leyla BARAN

SON günlerde AKP’li belediyeler özellikle Kürtçe türkü ve şarkı söyleyen sanatçıların konserlerini yasakladılar. Yasaklamalar arka arkaya gelince bunun münferit bir olay değil, planlı bir girişim, Kürtlere karşı yürütülen savaşın, özellikle de psikolojik savaşın bir parçası olarak yapıldığı ortaya çıkmaktadır.

Müzik yasağı nedeni: Milli değerlere aykırılık ve ahlaksızlık

İnsan bu konserlerin yasaklanma gerekçelerini okuduğunda bunların Saraydaki ya şovenist faşizan ya da ahlak zabıtası anlayışlı danışmanlardan çıktığı veya Soylu’nun bir marifeti olduğu tespitini kolayca yapabilmektedir. Konserler ya “Milli değerlere aykırı” bulunduğu ya da “Kamu güvenliği”ni bozucu görüldüğü için yasaklanmakta veya “Şehit var” diyerek “uygun” görülmemektedir. 

Türkü, şarkı yasağı önce Kürtçe söyleyen sanatçılarla başlar, sonra sıra Türkçe söyleyenlere, özellikle kadın sanatçılara gelir. Konserler “ahlaksızlığı tetiklediği”, “tecavüze tepki verdiği”, “sutyensiz elbise giydiği”, “kadın olduğu” için yasaklanır. Bu yasaklamalara gerekçe de halktan gelen tepkiler, çeşitli kurum ve örgütlerin talepleri doğrultusunda alındığı söylenir. Bu kurum ve örgütlerin de AKP’li ve MHP’li olduğunu belirtmeye gerek bile yoktur. “Minareyi çalan” gibi yasağın kılıfı da çoktan hazırdır.

Bu gerekçelerle konserleri yasaklanan sanatçılar Türkiye’nin en tanınmış Kürt, Türk ve diğer halklardan sanatçılardır: Aynur Doğan, Niyazi Koyuncu, Apolas Lermi, Burhan Şeşen, Melek Mosso, Metin-Kemal Kahraman Kardeşler, Mem Ararat gibi isimlerdir. Yine aynı anlayışla ODTÜ Bahar Şenlikleri kapsamındaki tüm konserler iptal edildi, Eskişehir Anadolu Fest şenliği, sanatçı Melek Mosso’nun Isparta konseri ve Kocaeli’nde çıkacağı festival de “ahlaki” nedenlerle yasaklandı. Anlaşılan bundan böyle konser yasakları sürekli olacaktır. Zaten her gün meydanlarda, özellikle İstiklal Caddesi’nde Kürtçe müzik yapan sokak sanatçıları “Burası Türkiye, Türkçe müzik yap” diye saldırıya uğramakta, Kürtçe sokak “konserleri” yasaklanmakta, hatta sanatçılar tutuklanmaktadır. Aynı caddede İngilizce söylenen müziğe ise hiçbir tepki gösterilmemektedir. Kürtçe ve Kürde karşı tepki, saldırı ve düşmanlıkla Türk halkı maalesef kendi varlığını tehlikeye attığını farkedememektedir.

Kürtçe türküleri yasaklamak Kürtlere karşı psikolojik savaşın bir parçasıdır

Bu yasak ve iptaller Erdoğan’ın Kürtlere karşı psikolojik savaşının bir parçasıdır. Seçmen tabanının sürekli eridiğini gören Erdoğan bu erimeyi durdurmak ve kaybettiği seçmenini geri kazanabilmek için bir yandan milliyetçiliği ve şovenizmi körüklemekte, diğer yandan da insanların giyim ve kuşamlarına, yaşam biçimlerine müdahale ederek gerici-dinsel ahlak ve moral değerlere sahip çıkar gözükerek kendi tabanını konsolide etmeye çalışmaktadır. Bunun için Kürtlere ve alternatif, özgür, kişilikli yaşamı savunucularına saldırılmaktadır.

Günümüzde bu saldırıda öncelik Kürtleredir, Kürt sanatçılarına ve aydınlarınadır. Çünkü Erdoğan da seçimlerde belirleyici gücün Kürtler olduğunu ve Kürtlerin de kendisine oy vermeyeceğini anlamış bulunmaktadır. Erdoğan’a göre kendisine “hayrı” olmayan bir halkı, bir grubu susturmak, sindirmek, gerekirse yok etmek en doğal olandır. Bu nedenle onun seçim stratejisinin ağırlığını Kürtlere saldırı oluşturmaktadır. Bu saldırıda Kürtlere kerşı fiziki, askeri saldırıların yanısıra Kürtçeye, Kürt dili ve kültürüne, sanat ve müziğine, türkü ve şarkılarına yapılan saldırılardır. Bunlar son zamanlarda özel bir yer almaktadır. Çünkü bir halkı sindirmenin en önemli aracı dilini, müziğini, şarkısını, türküsünü yasaklamaktır. Onu düşünsel olarak yenmektir. Erdoğan şimdi bu psikolojik savaşa önem vermektedir. 

Nazım Hikmet:’’Türkülerimizden korkuyorlar’’

Artık Erdoğan iktidarının Kürtlerin şarkılarına, Türkülerine, halaylarına ve oyunlarına tahammülü kalmamıştır. Nazım Hikmet’in “kartal kanatlı… inci dişli zenci kardeşi” Robson’a dediği gibi bunlar “Türkülerimizden korkuyorlar”, “Ümitlerimizden korkuyorlar”. Erdoğan da bugün öncelikle Kürtçe türkülerden ve şarkılardan korkmaktadır. Çünkü bu şarkı ve türküler Kürt halkına barış, özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesinde cesaret vermekte, onun özgüvenini artırmakta, mücadele azmini bilemekte, birlik ve dayanışma gücünü geliştirmekte, haklı davasında zafer umudunu yükseltmektedir. Söylenen Türküler, şarkılar, marşlar onların sevinçlerini, coşku ve heyecanlarını, aşk ve tutkularını, yaktıkları ağıtlar acılarını, üzüntülerini ifade eder. Bu türkü ve ağıtlarda Kürt halkı tarih boyunca hep tiranlara, despotlara karşı savaşta onları yenecek gücü bulmuştur. Bugün de bu türkü ve ağıtlarda Erdoğan diktatörlüğünü yenecek gücü bulmaktadır. Kürtçe söyleyen Kürt sanatçılarına Erdoğan’ın kini buradan gelmektedir.

Kürt halkının direncini ve öfkesini canlı tutan bu türkü ve ağıtlar Erdoğan’ın korkulu rüyası olmaktadır. Çünkü bir halkın türkü ve ağıtlarını yasaklamak imkânsızdır. Bu bir halkı tümden yok etme anlamına gelir. Erdoğan’ın gücü ise buna yetmez. Halk sanatçılarına sahip çıkar. Nitekim Kürtlerden ve demokratik kamuoyundan Aynur Doğan ve diğer sanatçıların konserlerinin yasaklanmasına büyük bir tepki geldi. Kürtçe konserlerin ve “ahlak” kriterlerine vurulan konserlerin yasaklanması kabul edilemez dendi. Türkiye halkı sanatçılarını yalnız bırakmadı, sahiplendi. 28 Mayıs Cumartesi günü Aynur Doğan tüm engellemelere rağmen İstanbul’da İBB Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda sahneye çıktı. İki dilde şarkılar, türküler söyledi. Seyircilerden büyük ilgi gördü. Coşkuyla karşılandı. “Jin, jiyan, azadi” (Kadın, yaşam, özgürlük) sloganları atıldı.

Aynı gün Mor ve Ötesi grubunun da İnönü Stadı’nda konseri vardı. Bu konseri de binlerce kişi izledi. Gezi Davası’ndan ağır cezalar alan ve tutuklanan Gezi aktivistleri unutulmadı, onlara selamlar yollandı, “Çok yakında her şey daha güzel olacak” dendi ve konser bitişinde tüm stattan “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganı yükseldi.

Erdoğan’ı yenecek güç Kürt ve Türklerin birlik ve dayanışmasıdır

Konserleri yasaklayarak psikolojik savaşı sürdürmek isteyen Erdoğan bunu başaramadı. Kamuoyunun büyük direnişine çarptı. Harbiye’den ve İnönü Stadı’ndan yükselen sesler en azından o gece Erdoğan’ın uykusunu kaçırttı. Erdoğan geriletildi, ama bu alanda daha yenilmedi. Bu konuda Erdoğan’ı yenecek olan Türk ve Kürt halkının Erdoğan’a karşı birlik ve dayanışmasıdır. Bu mücadelede Türk kamuoyunun, Türk aydın ve sanatçılarının çok dikkatli olması, Erdoğan’ın oyununa gelmemesi gerekmektedir. Zira kamuoyunda yükselen tepkilere bakıldığında bunların daha çok Erdoğan’ın “ahlak” ve “yaşam” konularına yaptığı saldırılara karşı olduğu görülmekte, Kürtçe’ye yapılan saldırılar gözardı edilebilmektedir. Bu Erdoğan’ın “ekmeğine” yağ süren bir tutumdur. Erdoğan’ın tuzağına düşmektir. Çünkü Erdoğan’ın politikasının odak merkezinde Türk kamuoyunu, Türk aydın ve sanatçısını Kürtlerle, onların mücadelesi, haklı talep ve istemleriyle dayanışmayı önlemek yatmaktadır. “Ahlak” konularında yapılan eleştiri ve tepkileri Erdoğan bir yere kadar anlayışla karşılar, hatta bunları kendi seçmen tabanını korumak için bile kullanır. Ama Kürtçe müzik ve türkülerle, Kürt aydın ve sanatçısıyla yapılacak bir dayanışmayı Erdoğan asla affetmez. Onun yumuşak karnı Kürt sorunudur. Kürtleri yenebilmektir. O Kürtleri yalnız bıraktığı, Türkleri Kürtlerden soyutladığı ve Kürtleri sindirdiği sürece iktidarda kalabileceğini çok iyi bilmektedir. Kürtler ise savaşarak, türkü söyleyerek Erdoğan’ın oyunlarını bozmaktadır. Kürtlerle dayanışma yaşamsaldır, demokrasi ve özgürlüğe giden yoldur.

Türk aydın ve sanatçısının Ahmet Kaya’ya borcu

Türk aydın ve sanatçısının da Erdoğan’ın bu planını çok iyi bilmesi gerekir. Erdoğan’ın gitmesi, sandıkta yenilmesi isteniyorsa, inadına Kürtlerle dayanışma yükseltilmeli, Kürtçeye, Kürtçe müzik ve türkülere sahip çıkılmalıdır. Erdoğan’ı yenecek olan güç Türk ve Kürtlerin birlik ve dayanışmasıdır. Daha gür türkülerin söylenmesidir. Unutmayalım Erdoğan türkülerimizden korkmaktadır. Yıllardan beri yasak olan Kürtçe’den ve Kürtçe Türkülerden şeytan görmüş gibi korkmaktadır. Kürtçe ve Kürtlerle dayanışmayı yükseltelim. Kaldı ki, Türk aydın ve sanatçısının bu dayanışmayı yükseltme konusunda Ahmet Kaya’ya ödenmemiş bir borcu vardır.

Bir cevap yazın