Büyük Oktobr Devrimi ve insanlığın ilerlemesi

BAŞTA Rusya olmak üzere Sovyet sınırı içindeki tüm halklara barış, ekmek ve toprak getiren Ekim Devrimi’nin başarısı, kuşkusuz Lenin’in yeni türden parti örgütlenmesinde başarısını bulur.

Lenin, hiçbir yasal siyasi faaliyet aracı olmayan despot Çarlık Rusya’sına göre Almanya’da Sosyal Demokratların ne gibi olanaklara sahip olduğunu ve işçi hareketinin görece yasal koşullar altında nasıl gelişebileceğini inceledi. Ancak bu Rusya’da mümkün değildi. Rus işçileri kesinlikle çok mücadeleciydiler; ekonomik koşulların düzelmesine değin grev dalgaları vardı ama daha bilinçli, geniş bir örgütlenme geliştiremediler.

 Lenin, işçileri bir yayın aracılığıyla eğitecek ve işçi sınıfına önderlik edecek, iyi eğitimli “profesyonel devrimcilerden” oluşan bir partinin gerekliliği konusunda çalıştı. İşçilere sınıf çıkarları hakkında bir bilinç verilecekti. Bolşevikler haline gelen ve muazzam bir direnme kabiliyetine ve devrimci güce sahip olduğunu kanıtlayan işte bu merkezi, Leninist yapıydı.

Lenin’in partisinin ve Ekim Devrimi’nin izinde yürüyoruz!

Yaşasın yolumuzu aydınlatan Ekim Devrimi!

Yeni Çağ Dergisi’nin 1966 yılı 12. Sayısında Ekim Devrimi’ne dair G. Botoj, S. Dovongsurene, P. Motto Limot’un dönemin ruhuna uygun kaleme aldıkları yazıyı okuyucularımıza sunuyoruz. Olumlu-olumsuz yanlarının öğretici olduğu kanısıyla iyi okumalar diliyoruz.

Büyük Oktobr Devrimi ve insanlığın ilerlemesi

G. Botoj, S. Dovongsurene, P. Motto Limot

ÇAĞDAŞ sözlükte, en çok tekrarlanan sözcük, belki de “ilerleme” sözcüğüdür. Gerçekten, XX. yüzyıl tam anlamıyla “ilerleme yüzyılı”dır . “Komünizm” sözü de bugün bütün dünyada buna benzer bir duruma gelmiştir. Ama burjuva nazariyecileri, eskiden beri, bu iki kavramı birbirinden ayırmaya, hatta bunları birbirine karşıt göstermeye çalışırlar. Bu nazariyeciler şu gerçeği görmezlikten geliyorlar: Çağımızda gerçekleşen ilerici başarıların çoğu, insanlığın komünizme doğru ilerleme döneminin başlangıcını teşkil eden büyük Oktobr Devriminin sonuçlarıdır.

Hiç şüphesiz, bütün ilerici insanlığın bugünlerde 49. yıldönümünü kutladığı Büyük Oktobr Devrimi, sadece Rusya’da değil, bütün dünyada toplumsal ilerlemeyi şiddetle hızlandırmıştır. Bu şanlı yıldönümünü layık olduğu önemle kutlarken, Sovyetler Birliği’nin gerçek dostları, Sovyet emekçilerine tebriklerini sunar, türlü kahramanlıklarla ilerledikleri yolda yeni yeni başarılar dilerler.

Oktobr Devrimi, devrimci sürecin bütün unsurlarını güçlendirdi, dünya işçi hareketini genişletti. Oktobr Devrimi’nin verdiği güçle, bağımlı ülkelerin, özellikle Hindistan’ın, Mısır’ın, diğer Arap ülkelerinin, Afrika ve Latin Amerika halklarının yürüttüğü savaş yeni bir hız elde etti. Bu Devrimin tecrübelerinden yararlanan Çin emekçileri, kendi ülkelerinde 1949’da devrimi gerçekleştirdi, dünya sosyalist sistemine katıldı, böylelikle bu sistemin gücünü ve birliğini perçinleştirmek sorumluluğunu üzerine aldı.

Oktobr Devrimi’nden çıkarılan ders ve sonuçlar, çeşitli halk cumhuriyetlerindeki emekçilerin iktidarı ellerine almalarına, sosyalizmi kurmalarına yardım etti. Çağdaş emperyalizmin kalesini teşkil eden ülkenin yanı başında sömürücülerin ezgisini yıkan, devrimci Küba halkının kahramanlığı da bu derslerden ilham almıştır.

Oktobr Devrimi, toplumun, kapitalizm, emperyalizm olmadan, kapitalizme, emperyalizme rağmen, başarıyla gelişebileceğini ispatladı. Oktobr Devrimi’nden bu yana, Marksist düşünce ve görüşler dünyanın her tarafına yayıldı, çeşitli ülkelerde komünist partiler kuruldu, güçlü yeni müfrezeler komünist saflarına katıldı. Bu harekete öncülük eden Sovyetler Birliği’dir. Kattığı yol çetindi. Bütün planların gerçekleştirilmesi mümkün olmadı, başarısızlıklarla karşılaşıldı, bazı görüşleri gözden geçirmek zorunda kalındı. Ama bütün zorluklara rağmen, Sovyetler Birliği kararlı bir şekilde yolunda ilerledi. Bütün ilerici insanlık, Sovyetler Birliğinin elde ettiği başarıları takdir ediyor. Oktobr Devrimi’ni izleyen dönemlerde, halklar emperyalizmi ağır yenilgilere uğrattı. Faşizme karşı elde edilen zaferde, Sovyetler Birliği’nin payı fevkalade büyüktür. Bu fevkalade önemli zafer bütün dünyada ilerleme davasına büyük başarılar sağladı. Bununla beraber, emperyalizm hala güçlüdür. Hala büyük bir tehlike teşkil ediyor. Toplumsal ilerlemenin başlıca düşmanı yine emperyalizmdir. Bütün emekçilerle ittifak kuran dünya işçi sınıfı bu düşmanı her yerde sıkıştırıyor. 1917 Ekiminde iki dünya -sosyalist dünya ile kapitalist dünya- arasında başlayan savaş, bugün de devam etmekte, gelişmektedir

Bugün, Oktobr Devrimi’yle başlayan dönemin başlıca unsurları -ilerleme ve sosyalizm- birbirinden ayrı tutulamaz. Gelişme yoluna yeni giren kapitalist ülkelerde, çok geniş halk kütleleri toplumun ilerici gelişmesiyle ilgili en önemli sorunlarla yakından ilgileniyor: Sosyalizm emekçilerin yaşama düzeyini nasıl yükseltir? Emekçilere özgürlüğü, demokrasiyi nasıl sağlar? Bu ikinci soru üzerinde ileride duracağız. Birinci soruya gelince, cevabını verecek sayılardır.

49 yıl önce Çarlık Rusya, dünya sanayi üretimin %3’ünü bile sağlayamıyordu. Geçen yıl ise, Sovyetler Birliği, bu üretimin beşte birini sağladı. 1913 yılında, Birleşik Amerika Devletleri’nin sanayi üretimi, Rusya’daki üretimin 8 katını buluyordu. Bugün ise, aralarındaki fark gittikçe azalıyor: 1965 yılında, Sovyetler Birliği’nin sanayi üretimi, Amerikan üretiminin üçte ikisine varıyordu. 15 veya 20 yıl önce, Sovyetler Birliği’nin hiçbir üretim kolunda Amerika’yı geçemiyordu. Bugün ise, Sovyetler Birliği’nin başta geldiği üretim kolları şunlardır: demir cevheri, kok kömürü, kömür, maden tornaları, dizel ve elektrik motorları, traktörler (güç tutarı olarak.), orak makineleri kereste, çimento, hazır beton unsurları, yün kumaşlar vb. Üretici güçlerin her yerde hızla gelişmesi, eskiden geri kalmış sayılan bir ülkeyi ilerleme yoluna sokan yeni toplumsal rejimin sağladığı faydalardan ancak birini teşkil ediyor. 25 yıldan bu yana, işçi ve memurlar için, adam başına düşen gerçek gelir 3 kat artmıştır. Ücretleri durmadan yükseldiği gibi, (gelecek 5 yıllık dönem içinde ücretlere ayrılan fonun tutarı % 40 artacaktır); Sovyetler Birliği’ndeki emekçilerin faydalandığı sosyal yardımların (parasız sağlık hizmetleri -çocuk yuva ve kuruluşları- hastalık sigortaları vb.) değeri, aldıkları ücretlerin %35’ini tutmaktadır. Bugün sadece emekli maaşlarına her yıl 11 milyar ruble ayrılmaktadır. Aşağı yukarı 7 yıldan beri, halkın üçte biri, sosyalist toplumun kurduğu yeni konutlara yerleşebildi.

 49 yıl önce kurulan Sovyet iktidarı, muazzam bir üretim mekanizmasını yarattı. Ama dahası var. Bu mekanizmayı kuranlar, işçiler, köylüler, aydınlar da onunla beraber olgunlaşıyor, yeni yeni tecrübeler ediniyordu. Sovyet ekonomisinin bütün kollarında, yüksek ihtisas sahibi kadrolar meydana getirildi. Dünyada mevcut bütün bilim araştırıcıların dörtte biri Sovyetler Birliği’ndedir. Sovyet yüksek okullarında okuyan öğrenci sayısı, İngiltere, Fransa, Federal Almanya ve İtalya’daki öğrenci toplamının 4 katını buluyor. Sovyetler Birliği’ndeki yüksek okullarda yetişen mühendis miktarı, Amerika’da yetişen mühendis tutarının 4 katını geçiyor. İlerlemeyi belirten buna benzer daha birçok istatistik verilebilir. Atom enerjisi alanında, feza yolculuğunda elde edilen fevkalade önemli başarıları, Sovyetler Birliğinin bu son yıllarda sağladığı teknik ve bilimsel sonuçları da unutmamalıyız.

Marksistler bugün, Oktobr Devriminin yıldönümünü kutlarken, 1917’de Rus proletaryasının; dünya proletaryasının dayanışmasından kuvvet alan Leninist partisinin harekete geçirdiği sosyalist ilerlemenin genel eğilimlerini büyük bir dikkatle incelemek zorundadırlar. Çünkü eski kapitalist ilişkileri yıkan, iktidarı eline alan Rus işçi sınıfı, geri kalmış, harpte mah­volmuş bir memleketin çetin sorunlarıyla karşılaşmıştı.

Rus Komünist Partisi, o zaman, ülkenin halk kitlelerine, yeni bir toplumun kurulmasını sağlayabilecek bilimsel, gerçek tek yolu gösterdi: Gecikmeye son verilecekti, devamlı bir iktisadi ve kültürel ilerleme sağlanacaktı. Ülkeyi bu yola sokmak içinde, işçi sınıfı, bütün emekçiler ve komünist öncü kuvvetleri tarihte eşi görülmemiş, muazzam çabalar sarf etmek zorunda kaldılar. Elde ettikleri başarılar dünya sosyalizmi hesabına kazanılmış zaferler, halkların mutluluğu uğrunda yürütülen tarihsel savaşa sağlanan paha biçilmez tecrübelerdi. Bugün bu tecrübe hazinesine, sosyalizmi kuran çeşitli ülkelerde geçirilen tecrübelerde katılmaktadır.

 Eskiden beri gelişmiş bir endüstriye sahip ülkelerdeki sosyalist dönüşümlerle elde edilen tecrübelerin de tarihsel anlamı büyüktür (örneğin, Çekoslovakya Sosyalist Cumhuriyeti, Demokratik Alman Cumhuriyeti.) Devrimden önce köylülerin çoğunluğu teşkil ettiği diğer sosyalist ülkeler ise, işçi sınıfının ve partisinin yönetimi altında sanayi ve tarım ülkeleri haline geldi; bunlar da sosyalizmi başarıyla kuruyorlar. Sosyalist kalkınma yolunda ilerleyen ülkeler, eski dünyayı yıkmak, yeni bir toplum kurmak üzere, insanlık hesabına yeni yol ve biçimler deniyorlar.

Kapitalizmi sosyalizm haline getiren devrimci başkalaşma sürecinin olanaklarını iyi anlayabilmek için, kapitalizme karşı yürütülen savaştan çıkarılacak dersler, dünya işçi hareketinin bu alanda edindiği tecrübeler, kardeş komünist ve işçi partilerinin yaptığı bilimsel ve nazari genelleştirmeler fevkalade önemlidir.

 İşçi sınıflarını, aydın kadrolarını yetiştirmeye, çağdaş bir endüstri, sosyalist bir tarım, öncü bir kültür kurmaya muvaffak olan Orta Asya Sovyet Cumhuriyetlerinin geçirdiği tecrübeler de çok büyük bir tarihsel değer taşımaktadır. Oktobr Devrimi’nden önce Özbekistan ve Kazakistan topraklarında bir tek yüksek okul yoktu. Kırgızistan, Türkistan, Türkmenistan’da ise bir tek ortaokul bile bulunmuyordu. Bugün ise, Orta Asya ve Kazakistan Sovyet Cumhuriyetlerinde 90 yüksek okul, 340 ihtisas yüksek okulu vardır. Bu okullara devam eden öğrenci sayısı 740.000’i geçiyor. Bu sayı, devrim önceki Rusya’da bulunan yüksek okul ve ihtisas ortaokullarında okuyan öğrenci sayısının 4 katı demektir.

Muazzam bir devrimci sıçrayış yapan, feodal ilişkilerden sosyalist ilişkilere geçen Moğolistan Halk Cumhuriyeti, Lenin’in uzağı gören bir sözünü pratikte doğrulamış oldu. Komintern’in II. Kongresinde (1920) Lenin şöyle demişti: “Geri kalmış halkların kapitalist gelişim döneminden geçmek zorunda olduklarını sanmak, yanlış olur.”

Sovyetler Birliği’nde ve daha başka ülkelerde gerçekleşen ilerici başkalaşmalarla elde edilen tecrübeler, bize şu inkâr edilmez gerçeği ispatlamıştır: Üretici güçlerin ve emek veriminin yüksek bir düzeye varmasıyla ancak sosyalizme ve komünizme gerçek bir temel sağlanabilir. Marksizm Leninizm’in açıkça gösterdiği gibi, bu konuda keyfi davranışlar söz konusu olamaz, iktisadi ve toplumsal gelişimin objektif kanunları mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Marksizm-Leninizm’in ispatladığı, Sovyetler Birliği’nin ve diğer sosyalist ülkelerin geçirdiği tecrübelerin doğruladığı gibi, bilimsel kanunlara göre hareket edilirse, bütün emekçilere sağlanacak maddi ve manevi refah yolunda daha hızlı adımlar atılabilir. Bugün bütün dünyada halk kitlelerinin bilimsel sosyalizmin görüşlerini benimsemesi, bu yüzdendir.

Sosyalist bir ülke, yeni toplumu kurarken karşılaştığı sorunlara kesin bir çözüm yolu bularak, dünya devrimci hareketi davasına büyük hizmetler sağlayabilir; sağlamak zorundadır. Bu soruların çözülmesi, büyük kitlelere, sosyalizmin kapitalizme ve eski toplumsal şekillere her bakımdan üstün olduğunu konkre bir şekilde gösterecektir.

Dünya sosyalist sistemi, dünya işçi sınıfı, milli kurtuluş hareketi, bütün dünya komünistleri bugün, insanlığın ilerlemesi ve geleceği bakımından büyük sorumluluklar taşımaktadır. Çağımızın bu büyük güçleri arasındaki birlik, gelecekteki toplumsal ilerlemenin başlıca şartıdır.

Emekçiler siyasi iktidarı ellerine geçirdikten sonra, komünizme doğru giden gerçek yol -özellikle iktisat alanında- yürütülecek titiz, sabırlı, yaratıcı bir çalışmadır. Yeni toplumun kurulmasında, hiç şüphesiz, büyük devrimin etkisiyle kitlelerde uyanan heyecan, muazzam bir rol oynar. Ama bu sübjektif etkenin oynadığı rolün önemini belirtmek yerinde ise de, bilgilerle değil de, sadece vecizelerle, metin aktarmalarıyla dolu bilincin, en önemli etken olduğunu iddia etmek yanlış olur. İnsan iradesinin isteklerini dünyaya kabul ettirebileceğini söylemek, idealizme kaçmak, materyalist anlayıştan ayrılmak, emekçilerin elinden ideolojik silahlarını almak olur. Toplumsal başkalaşmaları gerçek iktisadi şartları göz önünde tutmadan, kanun yoluyla gerçekleştirmeye kalkışmak, iktisadi ve siyasi felaketlerle sonuçlanır, sosyalizm davasının itibarını düşürür.

Bugün, Oktobr Devrimi’yle, bütün sosyalist ülkelerin gelişmesiyle doğruluğu ispatlanan bilimsel sosyalizm prensipleri bağımsızlığa yeni kavuşmuş ülkelerde de yayılıyor, her yerde sayısı günden güne artan taraftar kazanıyor. Bu da çağımızın başlıca özelliklerinden birini teşkil eder. Marksizm-Leninizm’in, toplumsal gelişmenin en pratik yolunu gösteren, ilerleme ile ilgili en doğru ve en mantıklı bilimsel nazariye olduğunu kabul edenlerin sayısı, dünyanın her tarafında artmaktadır. Bugün, teknik ve iktisadi gelişmelerinde geri kalmış ülkeler için, kapitalist olmayan gelişme yolunun seçilmesi demek; yaratıcı, muazzam çalışmaların yürütülmesi, bağımsız bir devletin, bağımsız bir iktisadin kurulması, kamu mülkiyet şekillerinin meydana getirilmesi ve kuvvetlendirilmesi demektir. Bugün bütün bu şartlar meydana getirilmeden toplumsal ve ulusal kurtuluş düşünülemez bile.

Bilimsel olmayan nazariyeleri yeren Marks, şu gerçeğin üzerinde önemle duruyordu: Sosyalist gelişim yolu, insanların özel mülkiyet dönemine varması, dünyaya hâkim olan sefaletten kurtulmasıyla sona eren, geçici bir merhale değildir. Bu iddiada bulunan, komünizmi küçümseyen, kapitalist olmayan gelişme yolunu saygınlıktan düşürmeye çalışan bazı burjuva nazariyecileridir. Oysa gerçekte kapitalist-olmayan gelişme yolu, toplumsal refaha, toplumsal mülkiyet şekillerinin gelişmesine götüren, insan emeğine gittikçe mükemmelleşen bir donatım sağlayan yoldur. Halklara gösterdiği yol bu olmasaydı, bilimsel komünizm, ilerleyici bir nazariye olmazdı; aksine insanlığı durgunluğa ve gerilemeye sürüklerdi.

Sosyalist ilerlemenin niteliğini kavramak için, toplumsal devrimdeki yıkıcı etkenlerle yaratıcı etkenler arasındaki ilişkilerin diyalektiği fevkalade önemlidir. Yıkıcı etkenleri yaratıcı etkenlerin zararına mutlaklaştırmak, yaratıcılığın sosyalist devrimde oynadığı temel rolün önemini azaltmak demek; Marksizm-Leninizm’den ayrılmak demektir.

Bilimsel olmayan görüşlerin yenilgiye uğraması, Rusya’daki işçi hareketinin tarihsel kaderinde fevkalade büyük rol oynadı. Rus Marksistleri Marks’ın bu sorunlarla ilgili fikirlerini iyice benimsediler, yaratıcı şekilde geliştirdiler. Yüz yıl önce Marks, devrimci nazariyeyi, yıkıcı, durucu bir nazariye haline getirmek isteyenlere karşı savaştı. Marks’ın önemle belirttiği gibi, bu görüşlerin başlıca özelliği basit bir eşitleme isteği idi, bu düşünceleri savunanlar bütün Avrupa’yı “fare kapanı satan sokak satıcısının seviyesine” düşürmek istiyorlardı. O dönemde, Rusya’da, Batı Avrupa’nın bazı ülkelerinde -özellikle İtalya’da ve İspanya’da, başka bir deyimle işçi hareketinin yeni başladığı memleketlerde- bu görüşleri yayan Bakunin’in «Sosyalist Demokrasi Birliği” idi.

La Haye Milletlerarası Kongresinin kararı üzerine 1873 de yayınlanan bir raporda, Marks ve Engels, Birliğin Rusya’daki şubesi «Halkın Hükmü” adlı cemiyetin bazı «harika buluş”ları ve çağrıları üzerinde duruyorlardı. Bu cemiyette cemiyetin iddiasına göre, devrimci yenilenmenin başlıca gücü, sınıflar ve sınıf mücadelesi değildi; okullarda okuyan gençlikti. Cemiyet bu gençliği, güçsüzlüğe yol açan okumayı bırakmaya, halka doğru gitmeye çağırıyordu. Halkı ise, eğitmeye hiç lüzum yoktu.  “Halk yaşantısını tam anlamıyla ve her bakımdan özgür bırakmak üzere” halkı ayaklanmaya teşvik etmek gerekiyordu. “Halkın Hükmü” yıkıcılıktan başka hiç bir program teklif etmiyor; gelecekteki yaşama şartlarını tespit etmeyi reddediyor; halkın hayatiyetini, gücünü, ihtirasını ispatlayacak tek yolun haydutluk olduğunu iddia ediyordu. Hiç şüphesiz, Rusya’daki devrimci hareket bu görüşleri kabul etseydi, 1917 Oktobr Devrimi zafere ulaşamazdı.

Marks ve Engels bu planları, bu projeleri, bu temellere dayanılarak tespit edilen siyasi hattı büyük bir şiddetle eleştirdiler, dünya devrimci hareketine “bütün dünyayı mahvedecek bir program” kabul ettirmek isteyenlerin hatalarını yüzlerine vurdular. İnsanın insanı sömürmesine son verecek, toplumun ilerici gelişmesine sonsuz ufuklar açan, muazzam bir sosyalist devrim programı tespit ettiler. Yukarıda sözü geçen raporda Marks’la Engels Bakunin’in programı için şu sözleri kullanıyorlar: “Bu programda anarşi bütün dünyayı toptan yıkmak istiyor… gençlik düşünceden, bilimden menediliyor, bilimle düşünceye bu dünyayı mahvetme yolunun doğruluğundan şüpheye düşürebilecek, kibarlara mahsus eğlenceli meşguliyetler diye bakılıyor …”

Gerçekten de, gençliğe kabul ettirilmek istenilen bu yıkıcı nihilizm, hareketin ideolojik sefaletini, toplumsal gelişmenin objektif kanunlarını hesaba katmayan nazari düşüncenin zavallılığını ispatlıyordu. Marks’la Engels bu “müthiş devrimciler”in fikir yoksulluğunu açığa vurdular, bu boşluğu ”kabadayılıklar”la telafi etmek istediklerini gösterdiler. Kendi kendilerini devrimci devler sayan bu “nazariyeciler”, “müthiş laflar” ettikleri halde rejim için bir tehlike teşkil etmiyorlardı. Ama devrimci hareketi tehlikeye düşürüyorlardı. Aynı raporda Marks’la Engels şöyle diyorlardı: “Sosyalist Demokrasi Birliği, kurulmuş devletlere karşı değil de, bu ’komedili faciaya’ katılmak istemeyen devrimcilere karşı harp ediyor, kendisi gibi düşünmeyenleri ölümle tehdit ediyor. Bu da, bütün dünyayı mahvetmeyi amaç edinen bu programın, gerçekleştirilmeye başlanan tek kısmıdır …”

Sözde-devrimci bir kılığa bürünen bu gerici düşünceler, işçi sınıfı ve köylüler arasında yürütülen propaganda ve teşkilatlandırma faaliyetini zorlaştırdığı gibi, “bütün dünyayı mahvetmek” isteyen bu unsurların yıkmaya çalıştıkları devrimci hareketinin birliğine de ağır darbeler indiriyordu. Rus Marksistlerinin başına geçen Lenin, bilimle ilgisiz bu görüşleri tamamıyla yenilgiye uğrattı, Rus devrimci hareketinde Marks’ın fikirlerini zafere ulaştırdı. O dönemden bu yana, Marksist görüşler dünya işçi hareketinde gittikçe yayıldı, dünya proletaryası dayanışma prensibi, bu hareketin zaferini sağlayan en önemli silah haline geldi. Bugün çağdaş işçi hareketinin, emperyalist güçlere karşı yürüttüğü savaşta birlik ve beraberlik zorunluluğunu idrak etmesi çok önemlidir. Amerikan emperyalistlerinin Vietnam’a karşı giriştiği saldırgan savaş, emperyalist aleyhtarı cephe için birliğini koruma meselesinin önemini bir kere daha hatırlattı. Bu birliği bozmaya yeltenen her davranış, sadece emperyalistlere hizmet eder. Görüldüğü gibi, Oktobr Devrimi’nden de önce, Rus Marksistleri Rus devrimci hareketinde beliren, bilimli ilgisiz görüşleri perişan etmişlerdi.

O dönemden sonra, bu görüşler Rusya’daki sosyalist devrimin gelişmesinde en ufak rolü oynayamamıştır. Hiç şüphesiz, tarihin ayrı ayrı dönemlerinde meydana çıkan siyasi durumlar, ideolojik eğilimler, tıpatıp özdeş olamaz. Bununla beraber, belirli toplumsal şartlar içinde, Marksist-Leninist üstatların büyük bir maharetle yenilgiye uğrattığı görüşlere benzeyen bazı anlayışların, bazı siyasi hareket şekillerinin meydana çıktığı görülebilir. Bu hatalı eğilimler devrimci harekete, milli kurtuluş hareketine ve sosyalist başkalaşmalar davasının tümüne, fevkalade büyük zararlar verebilir. Bu şartlar içinde, bu hatalar, Marks’ın, Engels’in, Lenin’in anarşistlere karşı mücadele ederken yaptıkları gibi, çok keskin ve çok dikkatli eleştirmelere konu olmalıdır.

Lenin’in önderliği altında bulunan Sovyetler Birliği Komünist Partisinin başlıca silahı, düşmandan teslimden başka bir şey olmayan bu “devrimci” lafazanlığa karşı mücadele eden Marks ve Engels’in görüşleri idi. Bu silahı olmasaydı, Sovyetler Birliği Komünist Partisi yaratıcı çalışmalarını yürütemezdi. Sovyetler iktidara geçtiği aylarda, Lenin aşırı solların “isterik atılışları”na karşı, “proletarya çelik taburlarının tempolu yürüyüşü”nü tavsiye ediyordu. Evvela Sovyetler Birliği’nde, sonradan da sosyalist ülkelerde, komünistler emekçi kitlelerinde biriken ve sosyalizme dayandığı takdirde, ilerleme davasına dev adımlar attırabilen bu enerjiyi uyandırmak ve doğru yöneltmek üzere çok büyük çabalar sarf ettiler. Kapitalist ülkelerdeki komünist ve işçi partileri de sağ ve sol oportünistlere karşı Marksist-Leninist ilke ve yöntemlerinin yerinde kullanarak, emekçilerin çıkarları, toplumsal ilerleme ve barış uğrunda yürütülen savaşı kuvvetlendirmiş oluyorlar.

Oktobr Devrimi, barış uğruna ve saldırgan emperyalist çevrelere karşı yürütülen savaşın; toplumsal yaratıcılığın, toplumsal ilerlemenin temel şartlarından biri olduğunu açıklamıştır. Tarihsel tecrübeler, tarihsel ilerlemenin, birbirini izleyen harplerle meydana geleceğini iddia eden sözde devrimci nazariyenin temelsizliğini ispatlamıştır. Bu nazariye, “ dünyayı toptan mahvetme” teorisinden başka bir şey değildir.

Bugün komünist hareketinde beliren zorluklara rağmen, ilerici güçler o derece büyüdü ki, yürüttükleri savaşla, harp kundakçılarını tecrit ederek, halkların barışını bağlayabilirler. Ama bu amacın gerçekleşmesi için halklar, harp ve barış meselesinde karar verecek başlıca güç haline gelmelidir.

 8 Oktobr 1917’de, barışla ilgili kararnameyi Sovyetlerin II. Kongresine sunarken, Lenin şöyle diyordu: «Her yerde hükümetlerle halklar arasında anlaşmazlık hüküm sürüyor. Bu şartlar içinde, harp ve barış meselelerine müdahale edebilmeleri için, halklara yardım etmeliyiz.» Lenin bu sözleri söylediği günden bu yana elli yıl geçti. Bugün emperyalist saldırganlar dünyayı “toptan mahvolma” yoluna sürüklemeye çalışıyorlar. Ama bugün artık bütün dünya halkları harp ve barış meselelerine müdahale edebilecek güçtedir. Kuvvetlerini bölmeye, azaltmaya çalışmak, emperyalistlere yardım etmek demektir.

Marks, Engels, Lenin, büyük bir kavrayışla proletaryanın temel toplumsal değişiklikleri gerçekleştirebilecek büyük bir kuvvet olduğunu gördüler. Bugün siyasi bilince varan işçi sınıfı, Marksist-Leninist partiler kuruyor, diğer emekçi tabakalarının önderliğini yapıyor, tarihsel ilerlemenin temel etkenini teşkil ediyor. Kapitalist ülkelerde, işçi sınıfı ile bu sınıfın partileri, iktidarı ele geçirmek için henüz savaş yürütürken, toplumun sosyal ve politik yapılarını kökünden değiştirecek, devrim zafere ulaştıktan sonra, üretici güçleri hızla geliştirecek, kitlelere daha güzel bir hayat sağlayacak, toplumsal hayatın her alanında köklü değişiklikler meydana getirecek, geniş, yapıcı programlar tespit ve teklif ediyor. Bu programlar, ilerlemenin gerçekten bilimsel nazariyesinin konkre bir şeklini teşkil etmekte; bilimle ilgisiz, hayallere dayanan eski anlayışı kesinlikle reddetmektedir.

İşçi sınıfı yeni oluşan ülkelerde ise, emekçi, köylü, esnaf, aydın kitleleri içinde, dünya işçi sınıfıyla birlik kurmak; aydın ve mutlu bir gelecek uğruna yürütülecek savaşta işçi sınıfıyla işbirliği yürütmek isteyen; dünya proletaryasının güttüğü amaç ve ödevlerin kendi ulusal ve toplumsal kurtuluş çıkarlarına yakın olduğunu gören güçlerin varlığı, fevkalade önemli bir unsurdur. Bu da, çağdaş toplumsal ilerlemenin önemli bir özelliğidir. İlerlemeden yana güçler arasındaki birlik gittikçe genişliyor, tarihsel süreci etkileme imkânları gittikçe artıyor. Oktobr Devrimi’nde olduğu gibi, halk demokrasilerinde geçirilen tecrübeler bize şu gerçeği ispatlamıştır: Köylüler nüfusun çoğunluğunu teşkil ettiği ülkelerde, köylü tabakaları işçi sınıfının yönetimi altında, sosyalist devrimde büyük çabalar sarf eder, büyük başarılar elde eder. İşçi sınıfı ile köylüler arasındaki ittifakı – ülke veya dünya çapında bozmak demek, ilerlemeyi kösteklemek demektir.

Her şeyden önce devrimci yaratıcılığı amaç edinen, idealist görüşleri reddeden Marksizm, komünizme giden yolun bu tarihsel merhalesi için, insanları manen ve maddeten teşvik edecek çalışma şartlarının düzenlenmesini tavsiye eder. Bu temel üzerinde kitlelerin yaratıcı girişim yeteneği geliştirilebilir, kapitalist rejimde elde edilen verimden daha yüksek bir verim sağlanabilir.

Sömürülmeden kurtulan kitlelerin heyecanı ile emeği teşvik edecek maddi tedbirler bir araya gelince, bu iki etken üretimin gelişmesinde (teknik ilerler, kalifikasyon yükselir, kişisel ve toplumsal verim artar) temel bir etken rolünü oynar. Komünist dağıtım prensibinin uygulanmasına yol açacak bolluğu sağlayan toplumsal servet kaynaklarını arttırır ve hızlandırır.

Yoksulluğa, sefalete emekçinin kaçınılmaz kaderi diye bakmak, yoksulluğu bir nimet haline getirmek, sosyalizmin kurulmasında tespit edilen amaçları anlamamak; maddi kültürü ilerletme işini kapitalizme terk etmek, savaş yürütmeden kapitalizme teslim olmak demektir. İlerleme davasına ve halkların tarihsel kaderine karşı taşıdıkları sorumlulukları bilinçle idrak eden bilimsel sosyalizm taraftarları, buna razı olamazlar. Sosyalist ülkelerdeki emekçiler Marksist-Leninistlerin yönetimi altında, üretici güçlerin eksiksiz gelişmesine; üretimi hızla geliştiren, azami etkililiğini sağlayan üretim ilişkilerini mükemmelleştirmeye gayret ediyorlar.

Dünya işçi sınıfı ve bu sınıfın en büyük eserini teşkil eden dünya sosyalist sistemi, bütün zorlukları aşarak, az gelişmiş halkların büyük ilerici hareketine yardım sağlamaya çalışıyorlar. Sömürgecilik boyunduruğuna karşı, özgür yaşamak üzere savaş yürüten halkların zaferini kolaylaştırmak için çabalarını esirgemiyorlar. Çağdaş toplumsal ilerlemenin bu büyük güçleri arasındaki birliği bozmak, gericilere hizmet etmek demektir. Sosyalist ülkelerde diğer emekçi tabakalarını da beraberinde yürüten işçi sınıfı, ilerlemede en önemli etkenlerden biridir. Bu ülkelerde, işçi sınıfının rol oynamadığı, istemediği hiçbir ilerici toplumsal değişiklik meydana gelemez. Sosyalist toplumu refaha götüren, emekçinin -sömürülmeye son verildikten sonra kişisel özgürlüğün başlıca şartını yerine getirerek- iş bulma kaygısından kurtulmasını sağlayan yolda, işçi sınıfının siyasi örgütü -Partisi- bu toplumu ilerleten muazzam bir güçtür. Buna karşı gelinemez. Toplumsal gelişim kanunları, bu gerçeği hesaba katmak istemeyenleri başarısızlığa mahkûm eder.

Marksist-Leninistler için, gerçek demokrasi demek; işçi sınıfında, bütün emekçilerde girişim ve faaliyet yeteneklerinin uyandırılması, iktisadi ve siyasi iktidarın halkın elinde bulunması demektir. İnsan faaliyetinin başlıca alanı, emektir: toplumsal ilişkiler emek sürecinde meydana gelir ve belirir, sosyalist bilinç bu süreç içinde kuvvetlenir ve gelişir. İşletmelerdeki kolektifler, toplumsal ve iktisadi hayatın en önemli hücreleridir. Kolektiflerin yürüttüğü faaliyet, sosyalist kolektivizmin gelişmesinde, otoriter, mekanik bürokrasi olayının yok edilmesinde rol oynar.

Siyaseti «yoğun iktisat» diye tarif eden Lenin’in belirttiği gibi: siyasetin gücü, iktisadın derin tetkikine dayandığı, toplumsal gelişmesinin etkisiyle iktisatta meydana gelen ivedili ihtiyaçları göz önünde tuttuğu zaman ancak, belli olur. Lenin siyasi tedbirlerin objektif iktisadi zorunlulukları unutturabileceğini, siyasi tedbirlerin, toplumsal gelişmeye tabi olmayan, sihirli bir güç olabileceğini hiçbir zaman kabul etmedi. Böyle düşünmek Marksizm-Leninizm’den ayrılmak olur. Bugün bilimsel sosyalizmin dünyanın her tarafında taraftar kazanması, daha çok, insanların siyaset, siyasetin imkânları, iktisatla bağları, gerçek gücü hakkında düşündüklerinde oluşan büyük değişikliklerden ileri gelmektedir.

Sosyalist ülkeler, birkaç yıldır, üretime mütemadiyen yeni cepheler kazandıran bilimsel ve teknik ilerlemeyi hızlandırmaya, genelleştirmeye bugün gelişen bilimsel ve teknik devrimin sonuçlarından en etkili şekilde faydalanırken kapitalizmi bu yolda da geçmeye çalışıyor. Bu da, sosyalizmle kapitalizm arasında yürütülen savaşın önemli bir cephesidir. Üretimde hemen benimsenen yeni bilimsel buluşlar (atom fiziği, kimya, biyoloji vb.) üretici güçlerde bir devrim meydana getiriyor. Toplumsal ilerlemede de bilim ve teknik, gittikçe daha önemli bir rol oynuyor. Bilimsel ve teknik devrim çağında, sosyalist toplumun bilimi ve bilimin emirlerini ihmal etmesine imkân yoktur!

Hiç şüphesiz, sosyalizmin geleceğinde en önemli rolü oynayacak teknik düzeyin kendisi değildir. En önemli unsur, makineleri icat edebilen, işletebilen insandır. Üretimde büyük çapta kullanılan yeni teknik, yeni kadrolar gerektiriyor: çok bilgili, bilinçli, kültürlü insanlara ihtiyaç var. Çağdaş üretim süreçleri, emekteki ve üretimdeki bilgi ve kültüre sıkı sıkıya bağlıdır. Öte yandan, emekteki kültür de, kitlelerin genel kültür seviyesine örgensel bağlarla bağlıdır. Halkın gerçekten benimsediği, demokratik, hümanist bir kültür olmadan, sosyalist toplumun ilerici gelişmesi söz konusu olamaz.

Emekçinin bilgisi, sosyalist toplumun gelişiminde büyük rol oynar. Hiç şüphesiz, kitlelere belirli sözler ezberleterek devrimci ideolojiyi benimsemeleri sağlanamaz. İdeolojide devrim yaratmak Lenin’in dediği gibi emekçilerin her gün kitap okumasını, bilgiler edinmesini sağlayacak şartlar yaratmak demektir. Son eserlerinden birinde, Lenin’in ‘’Rusya’da, sosyalizmin kaderi, vicdanlarına aykırı gelen tek bir söze inanmayacakları, ispat edilmeyen sözlere kulak asmayacak alan insanlara bağlıdır’’ demesi tesadüf değildi.

Tarihsel ilerleme, her emekçinin bilinçli faaliyetine, kişiliğinin gelişmesine sıkı sıkıya bağlıdır. Bu bağlar günden güne kuvvetlenmektedir. Bütün dünyada -kapitalist olmayan gelişme yoluna giren ülkeler de dâhil- geniş halk kitlelerinin kültür ve bilinç seviyesi yükseldiği takdirde ancak, bu kitlelerin yaratıcı faaliyeti, çağdaş ilerlemenin önemi gittikçe artan bir etken haline gelir. Bu bakımdan, Oktobr Sosyalist Devrimi’nin geçirdiği tecrübeler fevkalade önemlidir. Lenin şöyle diyordu: “Eski Rusya’nın kültür seviyesi, sosyalist devrim zorunluluğunu ortadan kaldırmıyor -aksine bu devrim kitlelerdeki kültür seviyesini hızla yükseltecek temel şarttır.” Tarih Lenin’i haklı çıkarttı: emekçilerin kültür ve genel bilgi seviyesi mütemadiyen yükseldiği için, kendilerini bir çıkmaza ancak götürebilecek, insan uygarlığını gelişme yolundan ayıracak sözde devrimci lafazanlıkla; bilimsel gerçeklere dayanan, gerçek ilerleme ve devrimci yaratıcılık parolaları arasındaki farkları açıkça görebiliyorlar.

Lenin, kültürü “halka indiren” nihilist tutumun kültür sorunları için teşkil ettiği tehlikeyi; kültürü geniş halk kitleleri arasında yayarken büyük bir dikkat ve titizlikle hareket etme zorunluluğunu daima belirtmiştir. Daha 1919 yılında, Lenin şu çağrıda bulunuyordu: “Bütün kültürü … bütün bilimi, tekniği, bütün bilgileri, bütün sanatı almalıyız. Bunu yapmadan komünist toplumun hayatını kuramayız.”

Gelişme yoluna yeni giren ülkelerde kitle kültürünün gelecekteki ilerlemesini sağlayacak şartlar hazırlanırken, emekçiler Lenin’in çağrısını günden güne daha bilinçle anlıyorlar. Bu da çağımızdaki milli kurtuluş devrimlerinin en önemli özelliklerinden biridir. Sömürgecilik veya yarı sömürgecilik boyunduruğundan yeni kurtulan ülkelerin tecrübeleri bize şu gerçeği ispatlamaktadır: kültürle ilgili en ivedili sorunların çözümlenmesi, toplumsal ilerlemeyi hızlandıran bir etken teşkil ediyor.

Sömürgeci ve emperyalist ezgiden yeni kurtulmuş, sömürgeciliğin ve yarı-sömürgeciliğin kalıntılarını yok etmeye çalışan tarım ülkelerinde -veya daha çak tarımla geçinen ülkelerde- tarım alanındaki çalışmaların etkililiği arttırılınca, bu artış devrimci yaratıcılığın ve toplumsal ilerlemenin önemli bir unsuru haline geliyor. Bu sorunun çözümü, tarım teknik düzeyinin yükselmesi, çağdaş tarım metotlarının kullanılması, kooperatiflerin kurulması gibi başka önemli unsurlara da bağlıdır. Bu unsurların yaratılması için de yıllardır süregelen geri kalmışlığa, cehalete, bilgisizliğe son verilmesi şarttır. Kültür uğruna savaş yürütülmesi; kültürü namussuz amaçlara kullanma teşebbüslerinin açığa vurulması; kültürün kitleler arasında yayılması; dünyadaki en önemli bilim, teknik ve sanat yapıtlarının geniş emekçi tabakalarına tanıtılması gibi faaliyetler, çağdaş ilerlemenin temel yönlerinden birini teşkil eder. Bilimsel-teknik devrim çağında, kitlelerin kültürü uğruna yürütülen savaş, gittikçe önem kazanıyor, çünkü kültür sahibi kadrolar olmadan, yeni toplumun kurulması yararına kullanılamaz.

Sosyalist ülkelerin özelliklerinden biri, toplumsal hayatta günden güne artan demokratikleşmedir. Sosyalizm emekçilere özgürlüğü, demokrasiyi nasıl sağlar? sorusu yazımızın başında sorulmuştur. Bu sorunun cevabı şudur: Milli iktisadın yönetimini mükemmelleştirme tedbirlerinin alınması, emekçilerin siyasal sorunların çözümüne gittikçe daha çok katılması; geniş kitlelerin yönetici kurulların faaliyeti hakkında söz sahibi olması.

Bugünkü şartlar içinde, kitlelerdeki girişim ve faaliyet yeteneklerinin artması, sosyalist demokrasinin gelişmesi, gelecekteki sosyalist zaferlerin başlıca garantisidir. Sosyalist ülkelerinde geçirilen tarihsel tecrübenin bir kere daha gösterdiği gibi: ilerlemedeki gelişmeler, puta tapmalarla bir araya gelemez. (Kişiye tapma bunlardan biridir) Oktobr Devriminden, sosyalist ülkelerin kurulmasıyla sonuçlanan devrimlerden anlaşıldığı gibi ve Marksizm-Leninizm’in ispatladığı gibi, tarihsel gelişmenin geleceğini ve olanaklarını kitlelerin hareketi tespit eder; bu gelecek ve olanaklar, kitlelerin bilinç düzeyine bilgisine ve kültürüne bağlıdır.

8 Oktobr 1917 günü Lenin şöyle diyordu: “Burjuvazi için kuvvet demek, kitlelerin koyun gibi katliama gitmesi,  emperyalist hükümetlerin sopasına körü körüne itaat etmesi demektir. Burjuvazi için kuvvetli devlet,  yönetim mekanizmasının gücü ile kitleleri burjuva yöneticilerinin istediği yere sürebilen devlettir. Biz ise, kuvvetten bambaşka şey anlıyoruz. Bizim için bir devletin gücü, kitlelerin bilincinden ileri gelmektedir. Kitleler her şeyi bildiği, her şey hakkında hüküm verebildiği, harekete bilinçle geçebildiği zaman, devlet güçlüdür.”

Marks’ın, toplumun sosyalist başkalaşmasıyla ilgili görüşlerini geliştiren Lenin, yeni rejimin yerine oturma döneminde siyaset, iktisat ve kültür konusunda bir doktrin tespit etti. Sosyalist devrim, iktisadi, siyasi, toplumsal ve ideolojik alanlarda eksiksiz bir gelişmeye yol açıyor; bu da, sosyalist toplumdaki insan hayatının bütün yönlerinde sağlanacak, ilerlemenin daha da üstün bir dönemine -komünizme- götürecek devamlı,  geniş bir gelişmenin temelini teşkil ediyor. Sovyet halkının komünizm yolundaki muazzam planlarını gerçekleştireceğine eminiz. Oktobr Devrimi’ni tamamlayan bu gelişme, çağımızdaki temel çelişmenin çözümlenmesi; sosyalizmin, komünizmin, kapitalizmi dünya ölçüsünde yenilgiye uğratması için fevkalade önemlidir. İlerleme davası, gerici güçlerin bütün entrikalarını başarısızlığa uğratacaktır.

Bir cevap yazın