Haber / Yorum / Bildiri

Ateşin Hafızası: Newroz ve Özgürlüğün Birikimi

Ceylan DENİZ

TÜRKİYE yarım asırdır aynı meselenin etrafında dönüyor. Adı konuldu, geri çekildi. Tanımlandı, inkâr edildi. “Kürt sorunu” dendi, sonra mesele güvenlik başlığına sıkıştırıldı. Oysa bu, temelde bir demokrasi ve özgürlük sorunudur.

Devlet uzun yıllar bu meseleyi bir güvenlik parantezi içinde ele aldı. Olağanüstü hâller, geniş yetkiler, askeri operasyonlar, kayyum uygulamaları, kapatma davaları… Güvenlikçi refleks büyüdükçe siyasal alan daraldı. Daraldıkça temsil zayıfladı. Temsil zayıfladıkça sorun daha da derinleşti. Bu bir kısır döngüdür.Anayasa yurttaşları eşit kabul ettiğini söylerken, uygulamada eşitliği sınırlı tuttu. Anadilin kamusal alandaki yeri sürekli tartışma konusu oldu. Yerel yönetimlerin yetkileri merkezi idarenin gölgesinde kaldı. Seçilmişlerin yerine atanmışların geçirilmesi sıradanlaştı. Hukuk, evrensel normlarla değil, siyasi iklimle ölçülür hâle geldi.

Bir ülke güvenlik politikalarıyla ayakta kalabilir; ama güvenlik politikalarıyla demokratikleşemez. Elli yıl boyunca silah konuştu. Her konuştuğunda siyaset biraz daha sustu. Her sustuğunda toplum biraz daha kutuplaştı. Onbinlerce insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan doğduğu yerden koptu. Ekonomik maliyet hesaplanabilir belki; ama kaybolan güven duygusunun hesabı yok. Şimdi bahar yeniden kapıya geliyor. Takvimler bir kez daha Newroz’u gösteriyor. Newroz yalnızca bir bayram değildir. Kürtler için o, hafızanın ateşidir. Yüzyılların biriktirdiği itirazın, direnişin ve yeniden doğuşun sembolüdür. Efsanelerde bir demirci çekiciyle zulmün kapısını kırar; dağlarda ateşler yakılır ve karanlık bir geceden sonra güneş yeniden doğar. Her Newroz’da o ateş aslında aynı soruyu sorar: “Bir halkın özgürlük arayışı ne kadar ertelenebilir?”

Bugün tüm olumlu ve olumsuz gelişmelere rağmen Kürtler için Newroz yine aynı anlamı taşıyor: Direnişin ve özgürlük arzusunun sembolü. Fakat aynı zamanda acı bir gerçek de ortada duruyor. Bunca bedelden sonra bile özgürlük hâlâ uzak bir ufuk gibi görünüyor. Yine de tarih bize şunu öğretir: Özgürlük bir anda doğmaz. Birikir. Özgürlük bazen bir nehir gibi akar, bazen de bir baraj gibi dolup taşmayı bekler. Yıllar boyunca damla damla biriken bir irade vardır. Dilin korunması, kültürün yaşatılması, kimliğin inkâr edilmemesi için verilen küçük mücadeleler… Her biri o baraj gölüne düşen yeni bir damladır. Ve bazen tarih yalnızca tek bir damla ister.

Bu yüzden Newroz yalnızca geçmişi hatırlamak değildir. Aynı zamanda geleceğe dair bir inadı canlı tutmaktır. Çünkü ateşin anlamı tam da burada yatar: Karanlık ne kadar uzun sürerse sürsün, bir kıvılcım yeter. Ama gerçek bir barış ve özgürlük yalnızca sembollerle kurulamaz. Eğer bu ülke gerçekten birlikte yaşamak istiyorsa, meseleyi güvenlik parantezinin dışına çıkarmak zorundadır. Eşit yurttaşlık tartışmasız bir ilke hâline gelmeden, kimlik ve dil anayasal güvence altına alınmadan, yerel demokrasi güçlenmeden ve hukuk devleti herkese aynı mesafede durmadan kalıcı bir huzur kurulamaz.

Barış cesaret ister. Çünkü barış alışılmış güç dengelerini değiştirir. Siyasi risk doğurur. Ama risk alınmadan tarih değişmez. Türkiye tek renk değil. Tek hafıza değil. Tek hikâye hiç değil. Bu çoğulluğu inkâr ederek bir yüzyıl daha geçirilebilir belki; fakat demokratik bir gelecek kurulamaz. Birlikte yaşamayı anayasal güvenceye bağlayamazsak, birlikte yaşamayı sürekli pazarlık konusu yaparız. Sürekli pazarlık ise huzur üretmez. Newroz ateşi her yıl yeniden yakılıyor. Çünkü o ateş yalnızca bir bayramın değil, aynı zamanda bir umudun işaretidir.

Bir halkın “henüz bitmedi!” diyen hafızasıdır.

Belki bugün özgürlük uzak görünüyor.

Belki yol uzun, yük ağır.

Ama tarih çoğu zaman sessizce birikir.

Ve bazen, gerçekten de, bir damla barajı taşırır. Eğer şimdi yeni süreci Türk, Kürt, tüm Türkiye hakları birlikte savunur ve başarıya ulaştırırsa, barajı taşırabilir ve özgürlüğe giden yolun önünü açabilir. 2026 Newroz’u bunun bir adımı olsun.

Bir yanıt yazın