AÇIKLAMA: Savaş, asla!

Emperyalistler arası yeniden paylaşım savaşına son!

Rusya ve Ukrayna hemen müzakerelere başlamalı!

SEKİZ yıldan beri Ukrayna ile Luhansk ve Donetsk Halk Cumhuriyetleri arasında bir savaş sürüyor. Batı’nın da desteği ile Ukrayna ve Ukrayna’daki eski Nazi işbirlikcisi Bandera taraftarı milliyetçi ve faşizan güçler sürekli bu iki halk cumhuriyetine saldırıyorlardı. NATO ve AB artık Ukrayna’yı kendi saflarına katmakta kararlılık gösteriyordu. Bu gelişmeler karşısında 24 Şubat 2022 sabahı Rusya Ukrayna’ya karşı “beklenmedik” özel bir operasyon başlattı; havadan ve karadan Ukrayna’ya saldırıya geçti. Rus birlikleri Kiev’e dayandı, askeri sahalar, askeri havaalanları ve limanlar bombalanmaya başlandı. Atılan bombalardan, roketlerden şehirlere, oturum yerlerine isabet edenler oldu. Savaş sivil halka yönelmeye başladı. Bu 21. Yüzyılda Avrupa’nın ortasında patlak veren bir savaş. Emperyalistler arası bir güç savaşı. İnsanlık için bir yüz karası. Her zaman olduğu gibi bu savaş da yıkım, ölüm, yara, acı, açlık ve sefalet, göç. Savaştan en çok zarar gören halk, kadın ve çocuklar, yaşlılar. İnsanlar bodrumlarda, metro istasyonlarında, diğer sığınak yerlerinde bombalardan korunmaya çalışıyor, olanakları olan komşu ülkelere sığınıyor, savaş göçmeni oluyor. Bu durumda atılacak ilk adım saldırılara hemen son vermektir. Rusya Federasyonu, Ukrayna, Luhansk ve Donetsk Halk Cumhuriyetlerinin hemen masaya oturması, ateşkes ve barış görüşmelerine başlaması gerekmektedir. Bu Ukrayna üzerinde oynanan emperyalist güçler arasındaki bir paylaşım savaşıdır. Bu savaşların kazananı emperyalist güçlerden biri olacaktır, ama kaybedeni ise halklar, işçi ve emekçiler, insanlık olacaktır. 

İnsanlığın daha 20. yüzyılda yaşadığı milyonların hayatına mal olan iki büyük dünya savaşından çıkarttığı ders; “Bir daha asla savaş!” idi. Toplumda savaş diyenler dışlanırdı. Barış, barış içinde birlikte yaşamak, sorunları müzakereyle, diyalogla, konuşarak çözmek, akıl ve mantığı öne çıkarmak hem insanlar hem toplumlar arasındaki ilişkilerde geçerli kabul gören değer yargılarına dönmüştü. Bunun için Birleşmiş Milletler yaratıldı, her devlete sınırları içinde barış ve özgürlük ortamında gelişme, yaşama olanağı sağlandı. Bir devletin başka bir devletin içişlerine karışması, saldırması suç sayıldı. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi insanlığın savaşsız bir dünyada barış içinde yaşayabilmesinin garantisi olmuştu. Bu oluşumda Sovyetler Birliği’nin ve reel sosyalizmin rolü belirleyiciydi. Tüm gerilimlere, sorunlara rağmen sosyalizm sayesinde barış dünyaya egemen olmuştu. Bir kere atışa geçmeden evvel bin kere konuşulmalı idi. Bu sosyalist blokun emperyalist blok karşısında sağladığı güç dengesiyle mümkün olmuştu.

Reel sosyalizm çöktü, Sovyetler Birliği dağıldı, barış unutuldu, savaş ve şiddet yeniden uluslararası ilişkilerde etkin paradigma oldu. Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, Devletler Hukuku, devletlerin birbirlerinin içişlerine karışmama ilkesi ilk kez bugün Ukrayna’ya saldıran Rusya tarafından değil, daha önce ABD ve AB tarafından hiçe sayıldı, çiğnendi. Bunlar Birleşmiş Milletler kararı olmadan Yugoslavya’ya saldırdı, Avrupa kana bulandı. Bunu Irak’a, Afganistan’a, Libya’ya, Suriye’ye saldırılar izledi. Artık tek sözü geçen ülke ABD idi. Dünyada ABD öncülüğünde yeni bir düzen kuruluyordu. Her ülke kendisini ABD’ye göre ayarlamak zorundaydı. Dünya artık tek boyutlu kapitalist bir dünya olmuştu.

ABD’nin böylesine hızla dünya hegemonluğuna yükselmesinde bir etken de eski sosyalist ülkelerde hâlâ kapitalizme geçiş sancılarının yaşanıyor olmasıydı. Tüm bu ülkelerde Batı yanlısı kapitalist güçler iktidarı ele geçirmişler, başta Rusya olmak üzere Avrupa’da hepsi kapitalist sisteme entegre olmaya başlamıştı. Bu bir süreçti. Zira yıllarca sömürüsüz, baskısız sosyalist bir düzeni yaşamış bu ülkelerde sosyalizmin kazanımlarını yıkmak, sömürü ve baskının egemen olduğu kapitalist düzene geçmek zaman alıyordu. Başta ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere olmak üzere yılların kurdu olan kapitalist ülkeler bunlara gözlerini açtırmadan, naifliklerini de kullanarak, önce ülkelerini yağmaladı, sonra bunları, özellikle Varşova Paktı’nın da çözülmesinden sonra, NATO gibi askeri-politik, AB gibi ekonomik-ticari kuruluşlarına almaya başladı. Bunu 90’lı yılların başında NATO ve AB’yi Doğu’ya genişletmeyecekleri sözüne rağmen yapıyorlardı. Zira NATO ve AB’nin böylesine acele etmesinin nedeni dağılan Varşova Paktı’nın ve Sovyetler Birliği’nin en güçlü ve büyük ülkesi Rusya’nın içine düştüğü çöküntüden çıkmadan, toparlanmadan önce bu ülkeleri kesinkes Rusya’dan koparıp kendisine entegre etmek ve Rusya’yı yalnız bırakmaktı. Çünkü hem ABD hen AB ülkeleri tarihten çok iyi biliyorlardı ki, Rusya bir gün, kendini toparladıktan sonra karşılarına kapitalist bir güç, yeni bir çarlık olarak çıkacak ve aralarında rekabet başlayacaktı. Kapitalist ülkeler arasındaki rekabet ise her seferinde bir savaş gerektirir. Kapitalistler arasındaki rekabette akıl işlemez, kapitalizm irrasyoneldir. Kâr neyi gerektiriyorsa o yapılır. Bu savaşı gerektiriyorsa savaş yapılır. ABD daha başından karşısına eli kolu budanmış kapitalist bir Rusya’nın çıkmasını planlıyordu.

Rusya’nın dağınıklığının sürdüğü gerek Yeltsin döneminde, gerek henüz daha toparlanamadığı 2000 yılında başkan olan Putin’in ilk yıllarında ABD ve AB elini çabuk tutarak 1999 yılında Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan’ı, 2004 yılında da Letonya, Estonya, Litvanya, Slovenya, Slovakya, Romanya ve Bulgaristan’ı NATO’ya ve AB’ye alarak Rusya’yı kuzeyinden, batısından, güneyine kadar NATO ülkeleriyle kuşattı. NATO artık doğuya doğru yayılıyor, Rusya’nın dibine yerleşiyordu. NATO’nun ve AB’nin üye almakta zorlandığı tek ülke Ukrayna idi. Ukrayna diğerlerine göre hem büyük bir ülkeydi, hem ekonomik olarak Rusya ile sıkı ilişkileri vardı, hem de nüfusunun %20’si Rus kökenliydi. Batı, Ukrayna’yı Rusya’dan koparmak için önce Ukrayna’da Rus düşmanlığını körükledi, “Turuncu Devrimi”ni yaptırttı ve 2014’de hem Rusya hem Batı ile iyi geçinmek isteyen Cumhurbaşkanı Yanukoviç’i, Banderacı faşist gerici güçleri de örgütleyerek “Maydan Eylemleri” ile devirtti, sağcı faşizan güçler Kiev’de iktidarın kilit noktalarına yerleştiler. Batı bu planını gerçekleştirmek için Soçi Olimpiyatı’nı da değerlendirmişti.

Bu esnada Rusya kendini toparlamış, Batı ile boy ölçüşecek kapitalist bir ülke haline gelmişti. Soçi Olimpiyatı bunun bir göstergesiydi. Olimpiyattan sonra Putin’in Maydan darbesinin hesabını Batılılardan soracağı belliydi. Özellikle Maydan darbesiyle Ukrayna’daki faşizan gelişmelerden memnun olmayan önce Kırım’daki, daha sonra da Donbas bölgesinde bulunan Luhansk ve Donetsk’teki Ruslar harekete geçti ve Ukrayna’dan bağımsızlıklarını ilan ettiler. Yapılan halk oylamalarında Kırım Rusya’ya ilhak etti, Luhansk ve Donetsk’teki Ruslar birer halk cumhuriyeti ilan ettiler. 2014’den beri bu iki bölge halk cumhuriyeti Ukrayna ve Ukrayna’daki faşizan güçler tarafından sürekli saldırıya uğramaktaydılar. Sorunu çözmek için Minks’te varılan anlaşmaya göre Ukrayna ile iki halk cumhuriyeti arasında yapılması gereken direk görüşmeler Ukrayna’nın boykotu nedeniyle başlayamadı. Batı burada hep yıkıcı bir rol oynadı. Batı’nın amacı Ukrayna’yı NATO ve AB’ye almaktı. Rusya ise şiddetle buna karşı çıkıyordu. Zira NATO ve AB böylece doğuda da Rusya’nın dibine kadar gelmiş oluıyordu. Bu ise Rusya’nın güvenliğine bir tehditti. Zaten direk sınırı olan üç Baltık ülkesi Litvanya, Estonya, Letonya’da NATO Rusya’nın dibindeydi. NATO’nun bu ülkelere sürekli asker yığması, yeni roket üsleri kurması ve bu ülkelerde Defender 20 veya 21 gibi tatbikatlar yapması Rusya’yı uzun yıllardan beri tedirgin ediyordu. Şimdi buna bir de Ukrayna eklenecekti. Rusya haklı olarak olmaz dedi ve Batı’ya Rusya’nın da güvenliğini garantileyecek yeni bir Barış Düzeni önerisinde bulundu. Buna göre Ukrayna NATO ve AB’ye alınmamalıydı. Batı bu öneriyi reddetti. Son olarak Münih Güvenlik Konferansı’nda Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski’nin Ukrayna’nın atom silahlarından arındırılmış ülke olmasını ön gören Budapeşte uzlaşmasının kaldırılmasını istemesi Batı’nın gerçek niyetlerini iyice ortaya koymuştu. Ukrayna Rusya’ya karşı müdahale sahası ve sıçrama tahtası olacaktı. Rusya’nın ise bunu kabul etmeyeceği açıktı.

Burada söz konusu olan çıkarları birbirine zıt iki kapitalist ülke veya ülkeler topluluğudur. Bir yanda Rusya, diğer yanda ABD ve müttefiki NATO ve AB’dir. Son yıllarda dünyada yeni güç merkezleri oluşmaya başladı. Rusya yeniden eski gücüne geldi. Uzak Doğu’da Çin yükselmeye başladı. ABD ise kendi dünya egemenliğini tartışmaya koyan bu iki gücü daha çok büyümeden başlarını ezmek gerektiğine inanıyor ve bunun için planlar yapıyordu. ABD bu işe önce Rusya’dan başlamak ve onu küçültmek istedi. Çünkü ABD’nin müttefiki olan Avrupa ülkelerinin petrol, gaz yani enerji ve hammadde bakımından Rusya’ya bağımlılığı çok büyüktü. Nord Stream-2 ile bu bağımlılık %65’lere varacaktı. ABD için bu bağımlılığın mutlak kesilmesi ve böylece Rusya’nın da dolar kaynaklarının kurutulması gerekiyordu. ABD ilerde kapışacağı Çin’in yanında ona destek veren güçlü bir Rusya’nın değil, güçten düşmüş bir Rusya’nın olmasını, böylece kendisine karşı kurulacak bir Çin-Rus ittifakının doğmadan ölmesini planlıyordu. ABD bu çelişkiyi çözmek işin Ukrayna krizini öne sürdü. Batı desteğine güvenen Ukrayna yönetimi de buna alet oldu. Görülen o ki, bu konularda da ABD başarılı olmakta idi. AB’yi tamamen bir bütün olarak kendi yanına çekti ve onu Rusya ile savaşacak duruma getirdi, Nord-Stream-2 gaz boru hattı durduruldu. Rusya’nın uluslararası döviz transfer sistemi SWIFT’ten tamamen çıkarılması planlanıyor. Böylece Rusya’nın Batı ile her türlü ticaret, hammadde, gaz ve petrol alım-satımı da durmuş, ekonomik olarak da tamamen çökmüş olacaktır. Rusya’dan kopmuş olan bir Avrupa iyice ABD’ye bağlanacak ve Çin ile bir çatışmada ABD’nin yanında yer alacaktır. Bunun için Ukrayna’nın feda edileceği bir savaş göze alınabilirdi. Sonunda Ukrayna’nın kimin safında olacağı veya ortada kalıp kalmayacağı da o kadar önemli değildi. Önemli olan Avrupa’nın ABD safında yer alması ve Rusya’nın zayıflamasıydı. Rusya ve Devlet Başkanı Putin ise ABD’nin bu planlarını fırsata çevirmeye kalktı. Ukrayna krizinden yararlanarak ABD ve NATO’yu kendi sınırlarından uzaklaştırmak, eski Sovyet ülkelerini ve sosyalist ülkeleri yeniden kendi çevresinde toplama hesapları yapmaya başladı. Artık ortada ABD’nin saldırgan politikaları karşısında haklı konumlarda olan bir Rusya ve Putin değil, kendisini ABD gibi emperyal emelleri olan bir devlet bir Rusya ve başkanı Putin vardı. O, operasyonu ilan ettiği konuşmasında Lenin’in hep eleştirdiği bir Rus milliyetçisi gibi konum sergiledi. Kendisini de ABD’nin oyunlarını bozabilecek ve ABD ile hesaplaşacak kadar güçlü görmeye başladı. Bu ise savaş ve Avrupa’da hâlâ varolan müttefiklerini ABD’nin kucağına itmek ve dünyada yalnızlaşmak demekti. Buna rağmen Rusya ABD ve AB ile dünyada yeni bir güç dengesi için kapışmayı göze aldı. Ukrayna’ya savaş bu hesaplarla ilan edildi. Kapitalizmin eşitsiz gelişme yasası gereği, eğer iki kapitalist ülke veya blok arasında güç dengesi eşitlenmişse bu durumda biri diğerinin üstünlüğünü kabul etmez. Bu sorun bir savaşla, bir dünya savasıyla çözülür. Burada Ukrayna sorunu yalnızca bir nedendir. Esas sorun dünya egemenliğinin kimde kalacağı sorunudur.

Başta Rusya NATO ve AB’nin doğuya, kendi sınırının dibine doğru genişlemesini kendi güvenliği için bir tehlike olarak görürken haklı bir konumdaydı. Dünya kamuoyu ondan müzakere ve diyalog dayatmasını beklerken, o savaşı başlatan taraf olarak tamamen saldırgan bir konuma geldi. Onun bu saldırganlığı asla kabul edilemez. Dünya kamuoyunun bu saldırıya tepkisi de kesin oldu: Savaşı durdur! Artık bu savaş iki ülke arasında, Rusya ile Ukrayna arasında bir savaş değildir, emperyalist ülkeler arasında bir güç savaşıdır. Ama savaş Rusya ile Ukrayna arasında yürümektedir. Bu nedenle daha büyük acılar vermeden bu savaşı durdurmak Rusya ve Ukrayna’nın elindedir. Rusya ve başkanı Putin hemen daha çok insan kaybına neden olmadan havadan ve karadan askeri operasyonlara son vermeli, Ukrayna ile görüşmeleri başlatmalıdır. Ukrayna ve onun Devlet Başkanı Zelenski de Batı’nın Ukrayna’yı kullanmasına son vermeli, bölgedeki oluşan gerilimi azaltmak için hemen Rusya ile müzakerelere başlamalıdır. Aksi taksirde savaşın sorumluluğu onun üstüne yıkılacaktır.

Savaş emperyalist ülkelerin işidir, barış halkların işidir. Savaşı çıkartmamak, barışı korumak halkların elindedir. Bunun için halklar birlikte hareket etmeli, savaşa karşı çıkmalıdır. Kendi ülkesindeki emperyalist güçlere karşı barış mücadelesini yükseltmelidir. Ülkemiz bu savaşta bir taraf olmamalı, Montrö anlaşmasını harfiyen uygulamalı, ABD savaş gemilerinin Boğazlar’dan geçmesine müsaade etmemelidir. Erdoğan’ın yeni bir maceraya atılması önlenmelidir. Aksi takdirde bu ülkemize çok pahalıya mal olur. Unutulmamalı ki savaşın yükü halkların, işçi ve emekçilerin omuzuna binecektir. Daha şimdiden gaz, benzin, gıda maddeleri pahalandı. Yoksulluk ve sefalet hızla artmaktadır. Hele enerji ve hammadde konusunda dışa bağımlı olan ülkemizde Kürtlere karşı yürütülen savaşın yüküne bir de bu savaşın yükü binerse halkımız bu yükler altında daha çok ezilecektir. Hem ülke ve bölgemizdeki hem dünyadaki savaşlara karşı sesimizi yükseltelim, barışı, diyalog ve müzakereyi savunalım. Rusya ve Ukrayna’nın hemen ateşkes ilan etmesini ve müzakerelere başlamalarını talebini yükseltelim. Barışı sağlamak ve yaşatmak halkların elindedir.

27.02.2022

TKP – 1920 www.tkp-online.com

Bir cevap yazın