Bıçak kemiğe dayandı: Açlık sınırı altında 2026 asgari ücreti bir kırılmadır!
Ceylan DENİZ
SONU belli bir Türk “dizi filmi”ndeki gibi haftalardan beri süren 2026 asgari ücret tespit komisyonu yıl sonuna az bir süre kala toplantılarını bitirdi ve 2026 yılı için asgari ücreti açıkladı: 28 bin 75 TL. Hani halk arasında derler: “Bozdur bozdur harca, neye yetecek.” Emekçiler ise bu miktarı belirleyen komisyon üyelerine: “Sen bu parayla bir ay geçin de görelim’’ diyor. Zira saptanan bu miktar açlık sınırının da enflasyon sınırının da altında. O zaman bu miktarın ne demek olduğunu anlamak ve anlatmak için önce temel birkaç bilgi:
Açlık ve yoksulluk sınırı ve enflasyon gerçeği
Açlık sınırı, dört kişilik standard bir ailenin (anne, baba ve iki çocuk) sağlıklı beslenmesi için gereken aylık gıda masrafı tutarıdır.
Yoksulluk sınırı ise gıdanın yanı sıra giyim, kira, ulaşım, eğitim, kültür gibi diğer zorunlu harcamaları kapsayan toplam tutardır.
TÜRK-İş sendikasının ve diğer kurumların hesaplarına göre dört kişilik bir aileenin aylık gıda harcaması tutarı, yani açlık sınırı 29.828 TL’dir. Gıda ile birlikte diğer tüm temel harcamalar için haneye, eve girmesi gereken toplam gelir tutarı, yani yoksulluk sınırı 97.159 TL’dir.
28 bin 75 TL olarak saptanan asgari ücret açlık sınırının altında, yoksulluk sınırının ise kat kat altındadır.
Başta Erdoğan olmak üzere AKP hükümeti sık sık “vatandaşımızı enflasyona ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz” diye övünürler. Açıklanan asgari ücret ise, vatandaşın enflasyona ezdirildiğinin açık delilidir. Enflasyon TÜİK’e göre, yani devletin kurumuna göre yüzde 31,07 ama asgari ücret artışı yüzde 27. Nerede kaldı “Çalışanları enflasyona ezdirmeyeceğiz” vaadi? Kaldı ki bir bağımsız kuruluş olan ENAG’a göre enflasyon yüzde 56,82’dir. Yani vatandaş enflasyon altında ezilmektedir.
Ayrıca artan asgari ücretle birlikte gıda maddeleri etiketleri daha şimdiden değişmeye, zamlanmaya başladı. Yine 1 Ocak’tan itibaren elektrik, su, havagazı, ulaşım da zamlanacak. Enflasyon bir kez daha artacak. Emekçilerin ücretine gelen zam hemen erimeye başlayacaktır. 2025 yılında yüzde 45’lik artışla 22 bin 104 lira olan asgari ücret DİSK’in hesaplamasına göre yılın 11’inci ayında 6 bin 574 TL kayıp yaşayarak 15 bin 531TL’ye gerilemişti. Önümüzdeki yıl bu kaybın çok daha büyük olacağı beklenmektedir. Artık şehirlerde 20 bin TL’nin altına kira yok. Gıda maddelerindeki enflasyon ise yüzde 50’leri aşmaktadır. Ama bu hükümet açlık sınırı altında, enflasyon artışlarını karşılamayan bir asgari ücreti çalışanlara dayatarak açıkça vatandaşı hem enflasyona ezdirmekte hem de yasa ve yönetmelikleri de çiğnemektedir.
Yönetmelikte asgari ücret tarifi
Asgari Ücret Yönetmeliği’nin 4/d maddesine göre asgari ücret, “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücreti,” olarak tarif edilmektedir. Bu ise açlık sınırının çok ötesinde yoksulluk sınırına varan bir tariftir. Haftalarca süren komisyon toplantılarında bu tarif dikkate alınmadığı gibi, kamuoyunda da elde asgari ücreti belirleyecek bir yöntemin olmadığı ileri sürüldü. Yönetmelik ise bu konuda çok açık: “Gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlar günün fiyatları üzerinden hesap edilmelidir” demektedir. Hükümet buna yanaşmadı, işverenler buna yanaşmadı. Sanki asgari ücretin nasıl hesap edileceğini kimse bilmiyordu.
DİSK ve Türk-İş ve diğer sendikalar, özellikle DİSK ise” Asgari ücret değil, insanca yaşanacak ücret” istiyoruz diyerek yoksulluk sınırını hedef almaktadırlar. Hükümet ve işverenler ise sendikaların bu isteklerini hiçbir zaman dikkate almadılar. Önceleri ise asgari ücreti tespit etmek için hükümet, işveren ve sendika temsilcilerinden bir komisyon kurulur ve bu komisyon açlık sınırının çok üstünde, yoksulluk sınırına da uzak olmayan bir uzlaşı sağlardı. Son yıllarda hükümet ve işveren temsilcileri sendika temsilcilerinin görüşlerini dikkate almaz oldular ve onları kendi önerilerinin “hık deyicisi” yapmaya kalkıştılar. Başta DİSK sendika temsilcileri bunu kabul etmediler. Son iki yıldır işçi temsilcisi olarak çağrılan Türk-İş de işçi ve emekçiler için komisyonun bir önemi kalmadı diyerek toplantıları protesto etti ve toplantılara katılmadı. Hükümet ve patron temsilcileri kendi aralarında “gelin-güvey” oldular, sanki çok zor bir karar alacaklarmış gibi, bir ay boyunca arka arkaya toplantılar yaptılar, dizi filmleri misali, kamuoyunda “boyu endam” gösterdiler. Esasında karar çoktan verilmişti, hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından. Çünkü asgari ücretin bu ülkede anlam ve işlevi, içeriği çoktan değişmişti.
Asgari ücret normal, fiili ortalama ücret yapılmak istenmektedir
Hükümet işçi ücretlerini düşük tutmak için her türlü yol ve yönteme başvurmaktadır. Çünkü düşük ücretle önemli bir üretim maliyeti düşürülerek ihracatı kolaylaştırmakta ve artırılmaktadır. Bunun için en düşük asgari ücretle çalışmayı yaygınlaştırmak ve bunu normalmiş gibi göstermektir. Özellikle ihracata yönelik tekstil alanında asgari ücret çok yaygındır. Diğer alanlarda da asgari ücretle çalışan sayısı artmaktadır. TÜİK verilerinden hareketle DİSK-AR’ın araştırmalarına göre Türkiye’de 16,1 milyon ücretli işçi çalışmaktadır. Bunun 8,8 milyonu asgari ücretin yüzde 5 fazlası ve altında gelir elde ediyor. Yaklaşık 3,6 milyonu ise yasal asgari ücrete bile ulaşamıyor. Böylece Türkiye’de asgari ücret ve aşağısında çalışan 12,4 milyon işçi bulunmaktadır. (AB İstatistik Ofisi Eurostat’a göre asgari ücret ya da daha düşük bir ücretle çalışan 21 AB ülkesinde 12,8 milyonken bu Türkiye’de 2024 yılında 11,2 milyondu.) Her iki araştırmaya göre Türkiye’de asgari ve daha düşük ücretle çalışan sayısı 21 AB ülkesindeki sayıya hemen hemen eşittir. Belki 2025 yılında geçmiştir bile.
Avrupa’da asgari veya daha düşük ücretle çalışan sayısı mesela Almanya’da 45 milyon çalışan arasında 3 milyon yaparken Türkiye’de 16 milyon ücretli çalışan arasında 12 milyonu bulmakta ki, bu büyük bir sayıdır. Bu sayının anlamı asgari ücret istisnai bir ücret olmaktan çıkıp geniş bir kesim için referans ücret haline gelmekte, tüm ücret skalasını aşağıya çekmekte, asgari ücret fiili ortalama ücret haline gelmektedir. Hükümetin gerçek hedefi budur. İşçileri karın tokluğuna çalıştırmaktır. Patronlara ucuz işgücü yaratmaktır. Faizler artarken, enerji girdileri yükselirken patronların elinde maliyet düşüren tek kalem ucuz işgücüdür. İhracatı arttırmanın da “tek” yolu budur.
Bir not: TÜİK’e göre Ocak 2025’te sanayi, inşaat ve ticaret, hizmet sektörlerinde 15,4 milyon ücretli çalışan bulunmaktadır. Sosyal Sigortalar kurumu SGK’ya göre asgari ücretle çalışan sayısı 6,8 milyondur. Buna göre asgari ücretlilerin oranı yüzde 43 yapmakta ki, bu da küçük bir sayı değildir. Ücretli çalışanların hemen hemen yarısı asgari ücretle çalışmaktadır. Bu Türkiye’de emek sömürüsünün boyutunu, emekçilerin içinde bulundukları sosyal ve ekonomik koşulları göstermesi bakımından önemlidir.
Gelir dağılımındaki dengesizlik
Asgari ücretin düşük tutulması ve yaygınlaştırlması gelir dağılımındaki dengesizliğin açık bir ifadesi olmaktadır. TÜİK’in son verileri ekonomide büyümenin (!) devam ettiğini, ama bölüşümde ise çalışanların payının düştüğünü ortaya koymaktadır. TÜİK verilerine göre 2025’in üçüncü çeyreğinde işgücü ödemelerinin, yani emeğin Gayrisafi Katma değer içindeki payı bir önceki çeyreğe göre 3,4 puan gerileyerek yüzde 35’e düştü. Aynı dönemde işletme artığı ve karma gelir olarak tanımlanan sermaye, kapital gelirlerinin payı 5,4 puan artarak yüzde 46,7’ye yükselmiştir. Yine TÜİK’e göre nüfusun en zengin yüzde 20’si toplam milli gelirden yüzde 48,1 pay alırken, nüfusun en yoksul yüzde 20’si toplam gelirden yüzde 6,3 pay almaktadır. Türkiye’de sayısı her yıl artan 35 dolar milyarderinin olduğu da düşünülürse, zengin zenginleşirken fakir fakirleşmektedir.
Bu nedenle işçi ve emekçinin asgari ücreti saptanırken sadece ailesi ile birlikte insanca yaşayabileceği bir ücret değil, işçi ve emekçilerin milli gelirden aldıkları payda göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle DİSK asgari ücretin sadece enflasyona göre değil, genel ücret düzeyi ve ülke ekonomisindeki büyümeye bağlı olarak, yani kişi başına düşen GSYH da dikkate alınarak toplu pazarlıkla saptanmasını talep etmektedir. Somut bir öneri olarak asgari ücret, Kişi Başına Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın belirli bir oranından (örneğin yüzde 60’ından) düşük belirlenmemelidir. DİSK’e göre kısaca asgari ücret, geçim koşulları ve ülke ekonomisindeki büyüme dikkate alınarak saptanmalıdır. Bir haneye en azından yoksulluk sınırı kadar gelir girebilmelidir. Adaletli bir gelir dağılımı ancak böyle sağlanabilir. Asgari ücret yalnız bir ücret pazarlığı değil, yaşam standartlarının ve gelir dağılımının nereye vardığını gösteren temel göstergelerden biri haline geldiğini ortaya koymaktadır.
Bıçak kemiğe dayandı, ne yapmalı
Son asgari ücret saptaması gösterdi ki, AKP emekten sermayeye gelir aktarmaya devam edecek, çalışan ve emeklilere daha da kemer sıktıracaktır. Geçim iyice zorlaşacaktır. Asgari ücretin açlık sınırı altında kalması bir kırılmadır. Bunun anlamı yoksulluk kalıcı hale gelmekte, tam gün çalışan bir işçi aldığı ücretle temel beslenme ihtiyacını karşılayamaz duruma düşmektedir. Çocukların eğitimi ise imkânsız hale gelmektedir. Bıçak kemiğe dayanmaktadır. O zaman soru: Ne yapmalıdır?
Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, açıklanan rakama tepki göstererek, “Bugünkü rakamı gördükten sonra ne kadar haklı olduğumuzu anladık. Bu rakamı ne biz kabul ederiz ne de asgari ücretli çalışan” dedi. Ancak Türk-İş, buna karşı bir eylem planı açıklamadı. DİSK ise asgari ücretin yeniden ele alınmasını talep ederken, işçilere örgütlenme çağrısı yaptı.
Bu açıklamalar ise Türkiye’nin en büyük iki sendikasının ne durumda olduğunu, bir atalet içinde bulunduğunu açıkça göstermektedir. Oysa bu durumlarda tüm sendika konfederasyonlarının aralarındaki farklılıkları bir kenara bırakarak, hemen bir araya gelip bir eylem planı hazırlamaları gerekirdi. Ama bunların hükümetin asgari ücret politikası ve bunun işçi ve emekçilerde yol açacağı sefalete karşı yığınları harekete geçirme diye bir düşünceleri olmadığı ortaya çıkmaktadır. Statükoyu koruyup hükümetle kapışmak istememektedirler. Oysa işçileri örgütleyip sokağa, meydanlara çıkmadan hükümet, erken bir seçim olmazsa, bir sene sonrası için asgari ücreti daha da düşürecektir. Hükümet basın toplantılarından ürkmez! İnsanca yaşanacak bir asgari ücret hükümete karşı mücadeleyi gerektirir.
Bu mücadele için sol, demokratik, devrimci, sosyalist ve komünist güçlerin harekete geçmesi, yığınlar içinde çalışması ve örgütlenmesini gerektirir. İşçi ve emekçi yığınlara açlık sınırı altında bir asgari ücrete, enflasyona, pahalılığa karşı mücadelenin barış, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin bir parçası olduğu anlatılmalı, bu mücadelenin kadınların, gençlerin, çevrecilerin, Kürtlerin mücadelesiyle birleştirilip Erdoğan rejimine karşı bir hareket yaratılmasının zorunluğu vurgulanmalıdır. Bir sene sonraki asgari ücret saptamasında aynı duruma düşmemek için şimdiden kollar sıvanmalıdır.

