Başyazı: Gün, Ortadoğu’yu değiştirecek Kürt-Türk birlik ve kardeşliğini kurma zamanıdır!
Ayrılıklar değil, ortak yanlar öne çıkarılmalıdır!
SURİYE’de Kürtler çok zor durumda. Şam’da iktidardaki El-Şara cihatçılarının, İŞİD, El Kaide, El-Nusra katillerinin yeni yılın başından beri süren saldırı ve katliamlarıyla Kürtler Türkiye sınırına, Kuzey Doğu Suriye’ye, Rojava’ya sıkıştırılmış durumdalar. Bölge, özellikle Kobane, Kamışlo, Derik şehirleri güneyden Şam birlikleri İŞİD, El-Kaide, El-Nusra çapulcuları, kuzeyde sınıra yığılan Türk ordusu, doğudan ve batıdan da Türkiye’nin yetiştirdiği ve kontrolündeki Suriye Milli Ordusu, SMO tarafından kuşatılmış durumda. Gidecek bir yerleri yok. Ya savaşarak şehit olacaklar ya da uluslararası güçler bir çözüm bulacaklar. Bunun için Şubat’ın ilk haftasına kadar 15 gün zaman tanındı. Şimdi Türkiye’de, Ortadoğu’da, Avrupa ve dünyada tüm demokratik güçler Kürtlerin demokratik kazanımlarının kaybolmaması için harekete geçmelidirler. Alttan baskı olmadan barış ve demokrasi birbirini tamamlayamaz, o zaman ne barış, ne demokrasi gerçekleşir. Gün Rojava ile dayanışma günüdür.
Türk demokratik güçler acilen Türk hükümetine baskı yapmalıdır
Bu durumda Türkiye’deki barışsever, devrimci, demokratik, sol, sosyalist, komünist güçlere Türkiye hükümetine baskı yapmak için büyük bir sorumluluk düşmektedir. Yığınların harekete geçirilerek, yığınsal olarak sokaklara, meydanlara çıkılarak Erdoğan-Bahçeli iktidarı geriletilebilir, Rojavalı Kürtler kuşatılmışlıktan kurtulabilir. Bu Kürt-Türk kardeşliğinin ve birlik cephesinin sahada hayata geçirilmesini sağlayacak büyük bir adım olacaktır. Aksi durumda Erdoğan ve Bahçeli Şam’daki cihatçıları desteklemeye devam edecektir. Bir kez daha “Kobane düştü-düşecek” yaklaşımı yaratılmamalıdır. Kürtlerle birliğe öncelik verilmelidir.
Türkiye’nin Şam’da El-Şara hükümeti üzerinde büyük bir etkisi vardır. O, şimdiye kadar etkisini Kürtlere, SDG’ye karşı kullandı. Kontrolündeki Suriye Milli Ordusu, SMO ve El-Şara’nın çapulcu cihatçılarıyla birlikte önce Halep’te, sonra Fırat’ın doğusunda Kürtlere, SDG’ye karşı kullandı. Kürtlerin Rojava’ya sıkıştırılmasına, onlara ABD, İsrail ve Şam yönetiminin hazırladığı anlaşmayı dayatmasına yardımcı oldu. Şu an Suriye, Rojava bir iç savaşın eşiğine gelmiş bulunmaktadır. İŞİD, El-Kaide, El-Nusra cihatçıları Rojavalı Kürtleri bir katliamdan geçirmeye hazırlanmaktadırlar. Onlar 2014’te Kobane’yi alamamanın intikamını almak istemektedirler. Bu Türkiye’deki Kürtlerde büyük bir infial yarattı. DEM Partililer, Kürt politikacıları “Kürtler kardeşimizdir” diyen hükümete ve Türk kamuoyuna “Kardeşiniz zor durumda, yardımınızı bekliyor” diye seslenmektedir. Ama Türk kamuoyu hâlâ izleme konumunda. Artık bu konumdan çıkıp müdahil olmak gerekmektedir.
Sokaktan baskı gelmeden hükümet geri adım atmaz
Türkiye’de Erdoğan-Bahçeli iktidarı Rojava Kürtlerine, SDG’ye ve onların demokratik kazanımlarına hep karşı gelmiş, hatta SDG feshedilmeden Türkiye’de sürecin ilerlemeyeceğini belirtmiştir. Bu ters bir anlayış ve yaklaşımdır. Türkiye’de Bahçeli ve Öcalan’ın girişimleriyle yeni bir süreç başlamıştı. Bu sürecin başarıyla sonuçlanması yalnız Suriye’de değil, tüm Ortadoğu’da büyük bir etki yaratacak, örnek olacaktı. Türkler ve Kürtler arasında yeni bir birlik oluşacak ve bu birlik hem ABD emperyalizminin, hem İsrail’in Ortadoğu’da oyunlarını gemleyecek ve bozacak bir güce yükselecekti. Ama bugün için bu olmadı. Bunun sorumlusu Erdoğan-Bahçeli iktidarıdır. Erdoğan-Bahçeli ikilisinin önce Rojava, SDG sorunu çözülsün, sonra süreci ilerletiriz anlayışı cihatçılara yaradı, İsrail’e yaradı, Fransa ve İngiltere’ye yaradı. Türkiye’nin Ortadoğu’da geleceğini tehlikeye attı. Türkiye ABD emperyalizminin ve İsrail’in bir piyonu, yedeği durumuna düşmektedir. Bu politika sonucunda kaybeden yalnız Kürtler değil, esas Türkiye olacaktır. Ortadoğu’da istikrarı sağlamak daha da zorlaşacaktır.
Zaman daha geç değildir. Erdoğan ve Bahçeli ikilisini durdurmak, Türkiye’nin Suriye’de Rojava ile Şam arasında her iki halkın çıkarlarını sağlayacak bir “arabulucu” olması mümkündür. Rojava’da kendilerinin Türkiye tarafından yalnız bırakılmadığını gören Kürtler Türklerle olan kardeşlik duygusunu daha da güçlendirecektir. İnsanlık Ortadoğu’da yeni bir gücün doğuşuna şahit olacaktır. İktidarın şu anki polıitikasının Türkiye’nin çıkarlarına karşı olduğu, Kürtlerle birlik olmayan bir Türkiye’nin Ortadoğu’da sözünün dinlenmeyeceği, bir rol oynayamayacağı artık ortaya çımıştır, halk yığınlarına bu durum anlatılmalıdır. Şu an El-Şara’ya bazı konularda akıl hocalığı yaparak “Suriye bizim arka bahçemizdir” anlayışı yakında geri tepebilir. ABD Suriye’den çekilirken Suriye’yi Türkiye’ye değil, Fransa’ya bırakacağı söylenmektedir. Çünkü İsrail ile Şam’ın arasını en iyi bulacak ve İsrail’in çıkarlarını en iyi gözetecek ülkenin Fransa olacağı ortaya çıkmıştır. Suriye’nin bir dönem Fransa’nın sömürgesi olduğu unutulmamalıdır. Kürtlere saldırmadan önce 4 Ocak’ta İsrail ile Şam yönetimi arasında güvenlik anlaşmasının Paris’te yapılması boşuna değildir. Zaman kaybetmeden hükümetin politikasını gözden geçirmesini sağlamak gerekiyor. Bunun için Erdoğan ve Bahçeli ikilisine baskı yapılmalıdır. Kürt ve Türk halk yığınları birlikte sokağa çıkarak iktidarı politikasını değiştirmeye zorlamalıdır. Erdoğan ve Bahçeli sokaktan gelen tepkiye bakar. Tüm Kürt ve Türk sol ve barışsever, devrimci ve demokratik, sosyalist ve komünist güçler aralarındaki her türlü görüş ayrılığını bir yana bırakarak Rojava ile dayanışma ve Türkiye’de sürecin başarıyla sonuçlanması için ayağa kalkmalıdır. İktidara yeter artık denmelidir.
Kürtler Türkler kadar antiemperyalist ve antisiyonisttir
40 yıldan fazla süren bir Kürt direnişi ve silahlı savaş bazı Türk sol kesimlerinde, özellikle ulusalcı sol ve demokratik güçler arasında, CHP çevresinde birçok tartışmalara neden oldu ve hâlâ olmaktadır. Bu güçler Kürtlerin Türkiye yerine ABD emperyalizmiyle iş birliği yaptığını, ABD’nin Türkiye’yi bölme projesine destek verdiğini ileri sürmektedirler. Burada sapla saman birbirine karıştırılmaktadır. Önce şunu belirtmek gerekir. Kürtler biz Türkler kadar ABD emperyalizmine, İsrail Siyonizmine karşıdırlar, antiemperyalist ve antisiyonisttirler. Kürtlerin Türkler ve diğer Ortadoğu halklarından farkı Türkiye, Suriye, Irak ve İran egemen güçleri tarafından ezilen ve baskı altında tutulan, inkâr ve imha edilmek istenen, emperyalist politikalar sonucu 4 ülke arasında parçalanan bir halk olmasıdır.
Kürtler bu parçalanmışlığın emperyalizmin bir oyunu olduğunu, 1916’da İngiliz ve Fransızların böl-yönet politikası gereği Sykes-Picot anlaşmasıyla gerçekleştiğini çok iyi bilirler ve emperyalistlere karşı sonsuz bir kinleri vardır. Emperyalizmin ise dini imanı yoktur, onun tek hedefi sömürmektir. Bunun için bugün düşman olan yarın dosttur, öbür gün yine düşmandır. Bu son olarak Suriye’de yaşandı. “Arap Baharı”nda Suriye’de Esad’ı devirmek için ABD emperyalizmi Türkiye ve İsrail’i harekete geçirdi. Türkiye dünyadaki cihatçıları Suriye’de topladı. ABD bu cihatçıların Suriye muhalefetiyle birlikte Esad’ın üstüne yürümesini beklerken, Kürtlerin üzerine saldı. Bunlar İŞİD canileriyle birleşti ve Kürtlere karşı bir imha savaşına girişti. ABD’nin Türkiye ile arası açıldı. Bu koşullarda ABD İŞİD’e karşı savaşan Kürtleri desteklemek zorunda kaldı. Kürtlerle ABD arasındaki “iş birliği” İŞİD’e karşı doğmuştur, taktiksel bir iş birliğidir. Kendisini yok etmek isteyen İŞİD’e karşı Kürtler ABD’nin desteğine “muhtaç” kalmışlardır. Aynı dönemde Türkiye Kürtlere bu desteği vermemiştir, yer yer İŞİD’i desteklemiştir. O dönem Salih Müslim kaç kez Türkiye’ye geldi, gitti. Her seferinde Salih Müslim eli boş döndü. Kürtler ABD ile bu taktiksel “iş birliğinin” bir gün biteceğini biliyorlardı. Onlar demokratik bir Suriye yaratılırsa Kürtlerin ve Arapların eşit haklı birlikte yaşayabileceklerinden hareket ediyordu. Ama Trump kurmak istediği yeni dünya düzeninde demokrasinin yeri olmadığı için Suriye’de Selefist cihatçıların İslami-faşizan diktatörlüğünü tercih etti. Bu İsrail’in de işine geldi. Hamas ve Hizbullah’tan sonra Esad döneminin de sonlanması İsrail’in hayallerinin gerçekleşmesiydi. Bu koşullarda Kürtler yalnız kaldı. ABD onları ya İsrail’e ya da Şam’a eklemek istiyordu. Kürtler her iki durumu da tasvip etmediler. Sonunda 10 Mart Mutabakatıyla El-Şara ile “bir şeyler” yapmayı denediler. Ama El-Şara Alevilere ve Dürzilere saldırısı ve katliamıyla “bir şeyler yapmak” çıkmaza girdi. Çıkmaza giren Kürtler değil aynı zamanda Türklerdi de.
Kürtler ve Türklerin gerçekleştirilmesi gereken kaçınılmaz birliği
Suriye’deki emperyalist oyunlarının içinde olan Türkiye, emperyalizmin ve siyonizmin Gazze ve Lübnan’da Hamas ve Hizbullah’ı hallettikten sonra Suriye’de Rusları, İran’ı ve Esad’ı da sonlandırma hazırlıkları içinde olduğunu ve İsrail’in Ortadoğu’da düzen gücü olarak ikame edileceğini gördü. Ortadoğu’da gücü olmayan, ABD ve İsrail’in yedeğine bir Türkiye ortaya çıkıyordu. Ne yapmalıydı? İşte bu koşullarda Bahçeli öne çıkarıldı, Türkiye’de bir iç cephenin kurulması gerektiği vurgulandı. Bunun da ancak Kürtlerle birlikte olacağı ortadaydı. Kürtleri yeniden ABD ve İsrail’le zorunlu bir iş birliğine gitmesinin önüne geçilmeliydi. 2024 Ekim’inde Bahçeli Meclis açılışında DEM Partiyi ziyaret etmesi ve Öcalan’ı Meclis’e çağırması işte bu nedenle idi. Kürtlerle yeni bir süreç başladı. Türklerin Ortadoğu’da bir rol oynamaları Kürtlerle birliğine, oluşturacakları bir cepheye bağlıydı.
Süreç başladı, Öcalan çağrı yaptı, PKK kendini feshetti, silahlar bırakıldı, “esas olan siyasi mücadeledir” dendi. Ama bu ara Suriye’deki gelişmeler, Esad’ın devrilmesi, El-Şara’nın Şam’da iktidarı ele alması, El-Şara’nın ABD ve İsrail’in tüm isteklerinı yerine getirmesi, Şam’da merkezi bir Arap devletinin oluşturulması kararı durumu değiştirdi. ABD “gevşek federatif benzeri” yapıdan vazgeçip, tüm dini ve etnik yapıların, Alevilerin, Dürzilerin, Kürtlerin kendi yapılarını dağıtıp bireysel vatandaş olarak Şam’da El-Şara yönetimine katılmaları dayatıldı. Bunu Erdoğan ve Bahçeli iktidarı bir fırsat bilip hemen El-Şara’nın, emperyalizmin ve siyonizmin yanında yer aldılar. ABD gibi Kürtlere, Kürt-Türk birliğine yine sırtlarını döndüler. El-Şara’nın Kürtlere, SDG’ye saldırısını desteklemeye başladılar. Suriye’de Kürtlerin kırılması Kürt-Türk birliğine büyük bir darbe olacaktır. Türkiye Ortadoğu’da yalnızlaşacaktır. Bunun hemen önüne geçilmesi, Türkiye’nin Şam politikasını değiştirmesi için mücadele başlatılmalıdır. Ulusalcı sol güçlere, CHP çevrelerine varıncaya kadar Kürt sorunu konusunda bir tartışma başlatılmalı, Rojova’da Kürtler yalnız bırakılmamalıdır. Türk halkının olduğu gibi Kürt halkının da bazı hassasiyetleri oturulup birlikte tartışılmalıdır.
Zulüm ve baskı, inkâr ve imha ayırır, eşitlik, özgürlük demokrasi birleştirir
Her halk gibi Kürt halkının da birleşme, bir devlet olma, kendi kaderini belirleme hakkı vardır. Kürtler her “fırsatta” bu haklarını dile getirmektedirler. Bu demek değildir ki, Kürtler ayrılacaklar, Türk, Arap, Acem halklarıyla olan “ortaklıklarını” bir hamlede silip atacaklar. Bu o ülkelerin egemen güçleri tarafından halk yığınları arasındaki yükseltilmek istenen milliyetçiliği ve Kürt düşmanlığını yaymak için yapılan propagandadır. Kürtler de böyle bir birliğin ve bir devlet oluşumunun ulusal, bölgesel ve uluslararası politik, ekonomik, sosyal gelişmelere bağlı olduğunu herkesten çok daha iyi bilirler. En önemli koşulun da o ülkede işçi sınıfı ve emekçi kitleleriyle demokrasinin kazanılması ve geliştirilmesi olduğunu bilirler. Ama onların her doğan yeni koşulda bu taleplerini dile getirmek ve bunun için mücadele etmek hakkıdır. Ancak onlar bu mücadelelerle eşitlik, dil, kimlik, kültür gibi ulusal ve demokratik haklarını kazanırlar ve genişletebilirler. Bu 4 ülkede Kürtlerin hem kendi kaderlerini özgürce belirleme, hem de ulusal ve demokratik haklarını kazanma mücadeleleri vardır. Kürtlerin bu taleplerini özgürce ifade etmesi ve bu mücadelesinin tanınması o ülke için bir tehlike değil, tersine birlikte ortak yaşamı daha iyi oluşturmak, geliştirmek, kardeşliği güçlendirmek için bir olanaktır. Kürtlerin kendi kaderlerini belirlerken hangi yönde karar verecekleri, yani ayrılma ve ayrı bir devlet kurma mı, yoksa o ülke halkıyla birlikte yaşama mı yönünde karar vermeleri kendilerinden çok o ülke halkının tutum ve davranışına bağlıdır. Zulüm ve baskı, inkâr ve imha ayrılığa, eşitlik, özgürlük, özerklik temelinde demokratik cumhuriyet birliğe ve ortak yaşama götürür.
Bugünün sorunu Kürtlerin de açık ifade ettikleri gibi eşit, özgür, özerk ve demokratik ortak yaşamı örmektir. Kürtlerin şimdiye kadar isyan ve başkaldırılarını temel nedeni kendilerine yapılan zulüm ve baskı, inkâr ve imha politikalarıdır. Onlar çoğu kez bu zulme silahla karşı koydular. Artık bugün gelinen evrede mücadelenin silahla değil, siyasetle olması konusunda bir anlaşma vardır. Özellikle Suriye’de de Kürtler silahlı değil, siyasi mücadeleden yanadırlar. Bu yeni bir durumdur. Bu durumu çok iyi değerlendirmek en başta Türk sol, devrimci, demokratik, sosyalist ve komünist güçlerin görevidir. Bunun şimdi Rojava’da hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu başarılırsa hem Türk ve Kürt birlik ve kardeşliği güçlenecek, hem Türkiye bölgede kendisinden beklenen barış ve demokrasi mücadelesinde başı çekecektir. Fakat önce Erdoğan-Bahçeli ikilisine tabandan baskı yapıp Rojava’da El-Şara cihatçılarının yanında yer almaktan vazgeçirilmelidir. Türkiye’nin ve Türkiye halklarının çıkarı El-Şara ile değil Kürtlerle birlikte olmayı gerektirmektedir. Bu mücadele en geniş şekilde acilen yapılmalıdır.

