28 Aralık 2011: Roboski Unutulmayacak!

28 Aralık 2011’de Türk uçaklarının saldırısı sonunda Roboski’de katledilen 19’u çocuk 34 canımızı, ketledilişlerinin 10. yılında saygıyla anıyoruz. Onlara sözümüz olsun: Bir gün gelecek, varolduğu günden beri, Kürtlerin üstüne kurşun ve bomba yağdıran bu Türk devletinden hesap sorulacak. Türk, Kürt, Ermeni, Rum ve diğer tüm Türkiye halkları bu ülkede eşit, özgür, özerk demokratik bir cumhuriyette barış içinde birlikte yaşayacaklar. Bu topraklarda zulüm, inkâr ve imha bitecek, demokrasi ve özgürlükler yeşerecek.  

Ağır mücadeleler sonunda, yavaş da olsa, bu ülkede bazı şeyler değişmeye başladı. Değişmeyen bir şey varsa o da Türk devletinin zulüm ve baskısıdır, tekçi politikasıdır. Bunu da Kürt, Türk ve tüm Türkiye halklarının ortak mücadelesiyle değiştireceğiz. Bunun ilk adımını Erdogan’ın faşizan tek adam rejimine son vererek gerçekleştireceğiz.

Tarihi boyunca Türk devletinin değişmeyen bu zulmünü gösteren sayısız katliamlardan yargısız infaz olan; 28 Temmuz 1943 Van’daki 33 kurşun ve Roboski olayı hesabı verilmediği sürece bu ülkenin kanayan yarası olarak kalacaktır. Toplumda tarihi ile yüzleşmeyi ve hesaplaşmayı sağlamak Türkiye sol, demokratik ve devrimci güçlerinin önünde duran en önemli sorundur.

28 Aralık 2011’de Roboski’de mazot kaçakçılığı yapıyor diye bombalanan 34 canın hikâyesi sanki Ahmet Arif’in Van’da 28 Temmuz 1943’de hayvan kaçakçılığı yaptığı iddiasıyla kurşuna dizilen 33 can için yazdığı “33 Kurşun” şiirinde anlatılmaktadır. Bir daha Roboskilerin olmaması için Ahmet Arif’in şiiri canlı tutulmalıdır.

Ahmet Arif

OTUZÜÇ KURŞUN

1.

Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van’da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari guvercinler subaşlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı…

Yiğitlik inkâr gelinmez
Tek’e – tek döğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yan, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzuç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda…

2.

Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
Sırtı alaçakır
Karnı sütbeyaz
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yürekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.

Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yüceltilere…
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri…

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri…
Çaresiz
Vurulacaktı,
Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi…

3.

Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım
Kanlı, upuzun…

Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…

4.

Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden…

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına…

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…


5.

Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki…

AHMED ARİF

Bir cevap yazın