Haber / Yorum / Bildiri

1 Mayıs 2027: İşçi sınıfı ve emekçiler, tüm demokratik güçler için özel bir yıl!

1977 Bir Mayısı’nın 50. Yılı’nda – Yitirdiğimiz devrim savaşçılarını Taksim’de anmalıyız!

BİR Mayıs 2026’yı daha yeni kutladık. 2027 Bir Mayıs’ına daha bir yıl var. “Neden şimdiden 2027 Bir Mayıs’ı gündem yapılıyor?” diye sorulabilir. Gündem yapmak gerekiyor, çünkü 1 Mayıs 2027 sınıf mücadelesi tarihimizde özel bir yeri olan 1 Mayıs 1977’nin 50. yılıdır. O gün 1 Mayıs’ta 37 devrim savaşçısını verdik. 50. yılında onları 1Mayıs 1977 Bir Mayıs ruhuyla Taksim’de dev 1 Mayıs gösterisiyle anmak onlara olan devrimci görevimizdir. Bu görev ancak tüm işçi ve emekçilerin, devrimci ve demokratik güçlerin, kadın ve çevre aktivistlerinin, gençlerin ve aydınların, sol, sosyaldemokrat, sosyalist, komünist partilerinin, Kürt Özgürlük Hareketi’nin ortak, birlikte çıkışıyla yerine getirilebilir. Bu birlik için şimdiden çalışmak gerekmektedir.  

1977 Bir Mayıs’ı sınıf mücadelesinde bir dönüm noktası

1 Mayıs 1977 Türkiye işçi sınıfı mücadelesinde bir dönüm noktasıdır. Bu 1 Mayıs işçi sınıfının kendisi için sınıf oluşunun, sınıf hareketiyle Marksist hareketin birliğinin hayata geçtiğinin bir göstergesiydi. O zamana kadar devletin 1 Mayıs üzerinde sürdürdüğü yasak kırılmış, 1 Mayıs 1977’de Devrimci İşçi Sendikaları DİSK öncülüğünde işçi ve emekçiler, devrimci ve demokratik güçler, gençler ve kadınlar, aydınlar ve sanatçılar, Kürtler ve tüm Türkiye halkları sol, sosyaldemokrat, sosyalist ve komünist partileri hep beraber yığınsal olarak Taksim’e çıkmışlar, devrimci marşlar eşliğinde meydanı doldurmuşlar, 1 Mayıs’ı onun mücadeleci, devrimci ruhuna uygun olarak kutlamışlardı. İşçi sınıfı ve emekçilerin bu dev 1 Mayıs’ı, daha orada burjuvaziye ve egemen güçlere korku saldı. Onlar hazırladıkları planı hemen hayata geçirdiler. Çevre binaların üzerine yerleştirdikleri silahlı özel tim güçlerine bitmekte olan 1 Mayıs mitingine ateş açtırttılar. 37 işçi ve devrimci orada katledildi.  Bu 12 Eylül 1980 faşizan darbesine giden yolda işçi sınıfının ve demokratik güçlerin aldığı ağır bir yenilgiydi. Egemen burjuvazi işçi sınıfının uyanışına, devrimci ekonomik ve politik mücadelesine, 1 Mayıslarda kendisine meydan okunmasına tahammülü yoktu. O işçi ve demokratik güçler üzerindeki baskı ve zulüm düzeninin sürmesini istiyordu.

Ama işçi sınıfı ve demokratik güçler yılmadı. Baskılara rağmen 1 Mayıs’ı kutlamaya devam ettiler. 12 Eylül faşizan darbesi 1 Mayıs’ı, işçi direnişlerini, devrimci sendikaları, demokratik kuruluşları yasakladı. Ama bu yasakların kaldırılması için mücadele durmadı. Taksim artık sırf Taksim Meydanı değil, “Taksim 1 Mayıs Meydanı” idi. Orada işçi sınıfının dökülen kanı vardı. İşçilerin, demokratik güçlerin, tüm sol ve devrimci parti ve kuruluşların 1 Mayıs üzerindeki yasağı kırmaları, yeniden taksime çıkıp şehitlerini anmaları, 1 Mayıs’ı uluslararası işçi ve emekçilerin mücadele ve dayanışma günü olarak kutlamaları gerekiyordu. Özellikle 2000’lı yıllarda her 1 Mayıs’ta işçi ve sendikalar, sol ve devrimci demokratik güçler 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için inatla direndiler, polisle çatışmaya girdiler. Her seferinde yüzlerce işçi ve devrimci tutuklandı. Bu direnişler sonunda 2010 senesinde 1 Mayıs Taksim’de tüm sendikaların, 100 binlerce işçi ve devrimcinin katılımıyla coşkulu bir şekilde kutlandı, şehitler anıldı. Bu kutlamalar 2011 ve 2012’de de Taksim’de yapıldı. 2013’de Erdoğan iktidarı Taksim’i işçilere yeniden yasakladı. O yıldan beri başta DİSK olmak üzere sendikalar, işçiler, devrimci güçler 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için ardıcıl bir mücadele vermektedirler.  

Taksime çıkma anayasal bir haktır, AYM kararıdır

Erdoğan özellikle Taksim Gezi Direnişi’nden sonra sendikaların, işçi ve emekçilerin, sol, devrimci ve demokratik güçlerin 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamalarından şeytanın kutsal sudan korktuğu gibi korkar olmuştur. Buradan yeni bir ayaklanma çıkmasından çekinmekte ve böyle bir direnişe meydan vermemek için başından Taksim’de 1 Mayısları yasaklamaktadır. Artık bu yasaklara bir son vermek ve işçi ve emekçilerin, sol ve devrimci demokratik güçlerin 1977’deki gibi 1 Mayıs’ı uluslararası mücadele ve dayanışma günü olarak kutlamaları sağlanmalıdır. 1977 Bir Mayısı’nın 50. yılı bunun için bir nedendir. Şehitlerimizi düştükleri yerde anmak anayasal bir haktır. Anayasa Mahkemesi AYM işçilere bu hakkı tanımıştır.

15 Aralık 2023 tarihinde aldığı kararla Anayasa Mahkemesi (AYM), 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nın yasaklanmasının “toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlali” olduğuna hükmetmiş, 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’na yönelik yasaklamaların anayasal düzene aykırı olduğunu ortaya koymuştur. Taksim’in emekçiler için sembolik anlamı olduğuna vurgu yapan AYM, yasağın demokratik toplumda gerekli olmadığını belirterek ihlal kararı vermiştir. AYM’ye göre Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamaları için sembolik değerinin işçi sınıfı için önemli olduğunu belirtmiştir. Ayrıca AYM, kolluk güçlerinin zor kullanma şeklindeki müdahalelerinin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı, ve demokratik bir toplumda gerekli olmadığını karar altına almıştır. Anayasa mahkemeleri kararlarının tartışılmasının söz konusu olmadığı toplumlarda Taksim çoktan işçilere açılmıştı. Ama Erdoğan iktidarı açıkça AYM kararlarına uymayarak Anayasayı ihlâl etmektedir. Erdoğan’nın bu ihlâline karşı işçi ve emekçilerin, devrimci güçlerin de AYM kararına ardıcıl uyma hakları vardır.

Maltepe ve Kadıköy geçicidir, Taksim daim hedeftir

Her yıl Erdoğan’ın polisiyle kapışmanın bir yere varmayacağını gören sendikalar 1 Mayıs günü Kadıköy Rıhtım Meydanı’nda veya Maltepe Sahil Meydanı’nda toplanma kararı aldılar. Ama esas hedefin Taksim olduğunu, Taksim’den asla vazgeçilemeyeceğini vurguladılar. Bir gün Taksim’e çıkma mücadelesinin daha yığınsal ve örgütlü şekilde verileceğini belirttiler. Buna rağmen bazı sendikalar, sol ve devrimci güçler “mutlaka Taksim’e çıkma mücadelesi verilmelidir!” diyerek her yıl 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkma mücadelesi verdiler. Polisle çatıştılar, tutuklandılar, ama vazgeçmediler. 2026 Bir Mayısı’nda tutuklananların sayısı 500’ü aştı.

Şimdi 2027’de, 1977 Bir Mayıs’ının 50. yılında yeniden Taksim’e çıkma hedeflenmelidir. Bu hem şehitlerimize karşı görevimiz, hem de anayasal hakkımızı kullanma, AYM kararını hayata geçirme gereğidir. Ama bu “havada” kalmamalıdır. Taksim’e çıkışın ancak 1977 Bir Mayısı’ndaki gibi yığınsal ve örgütlü olunduğu zaman başarılabileceği bilinmelidir. Bunun için daha şimdiden harekete geçilmeli, sendikalarla, sol devrimci demokratik güçlerle, sol, sosyaldemokrat, sosyalist, komünist partilerle, özellikle CHP ve DEM Parti ile ilişkiler, eylem birlikleri oluşturulmalı, yığınlar aydınlatılmalıdır. 2027 Bir Mayısı’nın Taksim’de kutlanacağı yığınlarda bilince çıkarılmalıdır. CHP Başkanı Özgür Özel bu konuda ilk adımı atmıştır. Bunun çok iyi değerlendirilmesi gerekmektedir.

CHP Başkanı Özel: 1 Mayıs 2027’de Taksim’deyiz

Hem 15 Aralık 2023 AYM kararı, hem 31 Mart 2024 yerel seçimlerde elde ettikleri büyük başarıyla CHP Başkanı Özel ve İstanbul’da yeniden seçilen İBB Başkanı İmamoğlu, DİSK ve bazı diğer sendikalarla birlikte işçi ve emekçileri, sol devrimci demokratik güçleri Taksim’e yürümek üzere 1 Mayıs 2024’de Saraçhane meydanına çağırdılar. Ama Erdoğan iktidarı onların karşısına büyük bir polis barikatıyla çıktı. Özel ve İmamoğlu “Taksim’e çıkacağız!” demelerine rağmen, yoğun polis yığınağı karşısında, “Polis Taksim’e izin vermiyor!” deyip birer konuşma yaptıktan sonra meydanı terkettiler. O zaman polise “barikatı kaldırın, yolu açın, biz Taksim’e çıkıyoruz!” diye polisle göğüs göğüse gelme cesareti gösterememenin, direnmemenin bedeli CHP’ye ağır oldu. Bir yıl sonra, 19 Mart 2025’de Erdoğan İmamoğlu’nu gözaltına aldırttı ve tutuklattı. İmamoğlu hâlâ Silivri’de yargılanmakta. Erdoğan ona Cumurbaşkanlığı’na aday olamaması için elinden gelen her türlü zulmü uygulamaktadır. CHP’yi mutlak butlan davasıyla parçalamaya ve kapatmaya çalışmaktadır. O günden beri Erdoğan CHP’li belediyeleri bir bir AKP’ye geçmeye zorlamakta ve bunda başarılı da olmaktadır. Bugüne kadar 17 belediye başkanı CHP’den istifa etmiş, bunlardan 15’i AKP’ye katılmıştır.

1 Mayıslar işçi sınıfı ve emekçiler, sol ve demokratik güçler için mücadele, dayanışma ve direnme günüdür. İmamoğlu’nun da, CHP’nin de “kurtuluşu” 1 Mayıs 1977’nin 50. yılında işçi ve emekçilerle birlikte Taksim’e çıkmak, hem 1 Mayıs şehitlerini anmak, hem 1 Mayıs 2027’yi bir demokrasi şölenine çevirmekle olabilir. İşçi sınıfıyla birlikte böyle bir çıkış Kürt Özgürlük Hareketi’yle başlatılan “Barış Sürecinin” de önünü açabilir. Erdoğan’ın saldırılarına karşı İstanbul ve Türkiye çapında başarılı mitingler yapan CHP, 1 Mayıs 2027’ye yoğun katılımıyla Erdoğan’a karşı mücadeleyi bir üst düzeye çıkartmış, eşik atlamış olur. Bu anlayış CHP saaflarında dillendirilmeye başlanmıştır. Bu yıl Kadıköy’deki 1 Mayıs mitinginde basına bir açıklama yapan Özgür Özel bunun ilk sinyallerini de verdi. Özel kamuoyuna şöyle seslendi: “Seneye kanlı 1 Mayıs’ın 50’nci yıl dönümü ve artık Taksim’in yasak olmaması gerekiyor. Ümit ederiz gelecek sene 1 Mayıs’ta Türkiye’de iktidar da değişmiş olur. Değişmese dahi 50’nci yılında mutlaka Taksim’de olmak gerekiyor. Bu talebi değil, bu kararlılığı bugünden ifade etmek isterim. Gelecek sene hep birlikte 1 Mayıs’ta, kanlı 1 Mayıs’ın 50’nci yıl dönümünde Taksim’de olacağız!” Özel’in bu çıkışı çok önemlidir. 2024 Bir Mayıs deneyinden çıkarılan bir derstir. 2027 Bir Mayıs’ı Erdoğan’a karşı büyük bir ittifakın örüldüğü yer olmalıdır. Bu tüm sol, devrimci, demokrat, Kürt, sosyalist, sosyaldemokrat, komünist güçlerin önünde duran en önemli görevdir. Ancak birlikte yığınsal ve örgütlü olunduğunda Erdoğan’ın polis barikatı aşılıp Taksim 1 Mayıs Meydanı’na çıkılabilir.

Türk devleti ve Erdoğan iktidarının 1 Mayıs korkuları

Tarihimizde zamanın devlet ve iktidarları 1 Mayıslardan hep korkmuşlardır. 1922 yılı dışında 1 Mayıslar hep yasak altında geçmiştir. 1922 Bir Mayıs’ında Ankara’da İstasyon çevresinde İmalat-ı Harbiye, Şimendifer ve Dekovil işçileri, matbaa dizgicileri, Meclisten bazı mebuslar ve Sovyet Elçiliği’nden bazı memurlar toplanarak bir tören yapmışlar, kalabalık bir temsilci gurubu Sovyet Elçiliği’ne giderek oradaki yoldaşlarla bayramlaşmışlar, gece de Millet Bahçesi’nde bir toplantı düzenlemişlerdir. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın son hazırlıkları döneminde Sovyetler’den gelen yardımların kesilmemesi için hükümetin Sovyetler’le iyi geçinmek zorunda kaldığı o günlerde esen özgürlük havası içinde bir bayram olarak kutlanan bu tek 1 Mayıs, bundan sonraki yıllarda hükümetin koyduğu yasak, zulüm, hapis ve zindan cezalarıyla kutlanamaz hale gelmiştir. 1923 yılının 1 Mayısı’nda TKP’nin çıkarttığı bir bildiriden dolayı başta Şefik Hüsnü olmak üzere parti yöneticileri hakkında “mevcut hükümeti yıkıp yerine komünist bir iktidar kurmaya” kalkmaktan hemen yargılama başlatmışlardır. Kurtuluş savaşı sona ermiş, Kemalist iktidarın Sovyet yardımına ihiyacı kalmamıştı. Lozan’a giderken, iktidar sırtını Sovyetlere, yüzünü çoktan Batıya çevirmişti. Lozan’da iktidarın Batılıların desteğini almak için ülkede komünistlere yaşam hakkı tanınmadığını göstermesi gerekiyordu. Bundan böyle ülkede iktidarlar artık her 1 Mayıs öncesi komünistleri, TKP’lileri, sendika ve işçi liderlerini tedbir olarak tutuklamaya ve 1 Mayıs sonrası serbest bırakmaya başladılar. Çünkü onlara göre komünistler 1 Mayıs mitinglerini hükümete karşı bir ayaklanmaya dödürebilirlerdi. Bu korku bugüne kadar tüm iktidarların iliklerine kadar işlemiştir.

Erdoğan da bu korku içindedir. O yığınsal bir hareketin nerelere varabileceğini Gezi’de görmüştür. Ama ülkede iktidarın değişebilmesi için Gezi gibi, 1 Mayıslar gibi eylem ve mitingler yeterli değildir. Bu ülke çapında daha büyük bir ayaklanmayı, devrimci durumu gerektirir. Şüphesiz işçi ve emekçilerin her direnişi, grevi, yürüyüşü, 1 Mayıs mitingleri, köylülerin ve ekolojistlerin çevrelerine, toprak, orman ve sularına sahip çıkma eylemleri, kadınların kadın katliamlarına karşı direnişleri, gençlerin eğitim ve iş mücadeleleri, Kürtlerin barış, ulusal ve demokratik hak ve özgürlük mücadeleleri, emekçi halkın enflasyon ve pahalılığa karşı protestoları iktidara karşı, onu ve poliitikalarını değiştirmek için yapılan eylemlerdir. Şu an bu eylemler birbirinden kopuk olduğu için iktidarı değiştirecek bir boyuta ulaşmamaktadır. Onun için Erdoğan iktidarını bu “böl-yönet” anlayışıyla yürütmektedir. Erdoğan iktidarını, en azından onun politikalarını değiştirmenin yolu tüm bu güçlerin birliğinden, ittifakından geçmektedir. Bunun için 2027 Bir Mayısı iyi değerlendirilmelidir. Yığınsal ve örgütlü olarak 1 Mayıs 2027’de Taksim’e çıkılırsa en azından Erdoğan geriletilmiş, ülkemizde hak, hukuk, adalet, demokrasi ve özgürlük hayata geçmeye başlamış olur. Halkımız böyle bir Türkiye’yi hak etmektedir. Bu nedenle daha şimdiden 1 Mayıs 2027 için çalışmaya başlanmalıdır. Geniş katılımlı bir komite kurulmalı, tüm güçlerin 1 Mayıs 2027 Taksim ittifakı sağlanmalıdır. Ancak böyle bir hazırlıkla Taksim yeniden işçi ve emekçilerin, halklarımızın 1 Mayıs Meydanı olabilir. Bu hem 1Mayıs 1977 şehitlerimize karşı görevimizin, hem 1 Mayıs’ın mücadele ve dayanışma ruhunu yaşatmamızın gereğidir. Haydi, şimdiden iş başına!

Bir yanıt yazın