Butlanlı CHP, sürüncemedeki süreç ve Erdoğan’a duyulan “ihtiyaç”!
Mümin TOPRAK
CUMHURBAŞKANLIĞI başdanışmanlarından Uçum, “Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı olmaya ihtiyacı yoktur, ama Türkiye’nin bir kez daha Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ihtiyacı vardır” diyerek 2028 seçimlerinde Erdoğan’ın adaylığı için şimdiden propaganda yapmaya, kamuoyunu hazırlamaya başladı. Acaba neden? Önce Türkiye’nin Erdoğan’a gerçekten bir ihtiyacı olup olmadığına bakmak gerekir.
Türkiye’nin Erdoğan’a olmayan “ihtiyacı”
Türkiye’nin Erdoğan’a ihtiyacı olduğunu söyleyebilmek için insanın ülkenin gerçeklerine gözlerini çoktan kapatmış, Erdoğan’dan başkasını görmüyor olması gerekir. O bir başdanışman olarak “benim görevim budur” diyebilir. Ama ülkenin gerçekleri güneşin balçıkla sıvanamayacağı kadar gözler önündedir. 2002 yılında AKP, Erdoğan iktidara gelirken hızla 3Y-Politikası uygulayacağını söylemişti. Ne idi bu 3Y-Politıkası? 3Y ülkede insanları bıktıran, yaşamı çekilmez hale getiren “yoksulluk, yolsuzluk ve yasak” kelimelerinin baş harflerinden oluşturulan Erdoğan politikasıydı. 2002’de AKP, Erdoğan “Milli Görüş gömleğimi çıkardım”, “AB ve ABD desteği arkamda tamdır” söylemlerinin yanı sıra, yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklarla mücadele edeceğini söyleyerek seçim kazanmış ve iktidar olmuştu. Şimdi ise Erdoğan iktidarında halk o zamankinin “bin” katı yoksulluklarla, yolsuzluklarla, yasaklarla boğuşmaktadır.
Bugün yoksulluk diz boyudur: 2002 yılında Türkiye’de halk yüzde 100’lere varan hiper enflasyonla boğuşurken Erdoğan iktidarının son 3-4 yılında halk yeniden hiper enflasyonları yaşadı. Şu an enflasyon ENAG’a göre yüzde 53, TÜIK’e göre yüzde 32. Bu sayılar İran savaşından beri hızla yukarı doğru yükselmektedir. 2002’de açlık sınırı 120 dolardı, şimdi ise 600 dolar. Ama halkın alım gücü hızla düşmekte, işçiler açlık sınırı altındaki asgari ücretle geçinememektedirler. Gelir dağılımı ise bir başka felaket. Her yıl milyarder sayısı artan bir ülke oldu Türkiye. Halk artık yoksullukla mücadele eden bir Erdoğan değil, yoksulluğun azdığı, pahalılığın çekilmez olduğu, enflasyonun halkı her gün ezdiği bir Erdoğan iktidarıyla karşı karşıyadır. Nasıl 2002’deki enflasyon Erdoğan’ı başa getirdiyse, günümüzdeki çekilmez olan enflasyon da Erdoğan’ın sonunu getirecek bir faktör haline gelmiştir.
Yolsuzluk Erdoğan iktidarında bugün önü alınamaz bir pandemi haline gelmiştir. Devlete personel alımında liyakat değil torpil görülmemiş bir boyuta ulaşmıştır. Uyuşturucu ve her türlü mafya ülkeyi ahtapot gibi sarmıştır. Devlet kaynakları ve olanakları, ihaleler Saray çevresinde 5’li çete denen şirketlere peşkeş çekilmektedir. Böylesine bir kayırmacılık şimdiye kadar hiç görülmemişti. Hazineden buharlaşan 128 milyar doların hesabı hâlâ verilmiş değildir. Halk Erdoğan dönemindeki yolsuzluklardan bıkmış durumda, “bu mudur yolsuzluklarla mücadele?” demektedir.
Yasaklarla mücadele Erdoğan iktidarı için başörtüsü yasağına karşı mücadele idi. İktidar olunca bu yasağı kaldırmak zor olmadı. Ama kaldırdıktan sonra da yasak üstüne yasaklar getirmeye başladı. En başta halkın çağdaş yaşam tarzına yasaklar getirmeye kalktı. İnsanların özgür yaşamına, giyim ve kuşamına, yeme ve içmesine yasaklar getirmeye çalıştı, hâlâ çalışmaktadır. Bununla yetinmedi, halkın iradesini hiçe saydı. Başta Kürt illeri ve İstanbul olmak üzere belediyelere kayyumlar atadı. Başkanlarını hapse attırdı. Askeri darbeler kalktı, ama sivil darbeler getirdi. Ülkede bir korku imparatorluğu oluşmaya başladı. Halkın itham ettiği askeri rejimlerin yapamadıklarını Erdoğan sivil darbelerle gerçekleştirmeye başladı. Türkiye özgürlüklerden, demokrasiden, adaletten yoksun bir yasaklar ülkesine dönüştü.
Şimdi Başdanışman Uçum kalkmış, bunları yaşayan Türkiye’nin Erdoğan’a “bir dönem daha ihtiyacı var” diyebilmektedir. Utanmadan bunları yazabiliyorsan sayın Uçum, yanılıyorsun! Türkiye’nin artık kendisine çile çektiren bir Erdoğan’a ihtiyacı yoktur!. Türkiye artık Erdoğan’a “git başımızdan, yeter yaptıkların!” diyor. Yukarıda saydıklarımızı görünce nasıl demesin ki?! Kaldı ki, bunlar daha birkaçı, aysbergin ucu. Bir de saymadığımız aysbergin dibi var. Onun için Erdoğan’ın gitmesi gerekiyor, Türkiye’nin O’na bir ihtiyacı olmadı ve bundan sonra da olmayacaktır.
Gerçekten Erdoğan Türkiye’ye hizmeti olacak birikimli bir dünya lideri mi?
Uçum’a göre Erdoğan Türkiye’ye hizmetlerinden vazgeçilemez bir liderdir. Erdoğan’nın gerekliliği için Uçum iki gerekçe ileri sürüyor. Şöyle diyor:
“Daha önce defalarca ifade ettiğimiz gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerek kapsamlı birikimi, gerekse etkili ve dünya ölçüsündeki liderliğiyle bir dönem daha dış ve iç süreçlerde Türkiye’ye hizmet etmesi ülkenin ihtiyacıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aday olması ve seçilmesi, yüzyılı aşkın süredir devam eden Cumhuriyetimizin kuruluşunu tamamlamak bakımından tarihi eşikte olduğumuz bu dönemde Türkiye’ye büyük katkı yapar.”
Uçum’un bu söylediklerine bir bakalım: Birinci gerekçe Erdoğan’ın “kapsamlı birikimi” ve “dünya ölçüsündeki liderliği”dir. Böylesi meziyetlere sahip bir Erdoğan “bir dönem daha dış ve iç süreçlerde Türkiye’ye hizmet etmesi ülkenin ihtiyacı” imiş. Nedir Erdoğan’ın bu “kapsamlı birikimi ve “dünya ölçüsündeki liderliği”? Bunları duyan biri gerçekten de Erdoğan’ın bir “birikimi”, bir “dünya lideri” vasfı olduğunu zannedecektir. Ama böyle bir şey yoktur, böyle yakıştırmalar vardır. Özellikle Trump’ın son yıllarda Erdoğan için söylediği sözler böyle yakıştırmalara zemin hazırlamaktadır. Oysa Trump’ın “övgüleri” aynı zamanda “aba altından sopa göstermektir.” Bunu anlamak için Trump’la Erdoğan ilişkilerine kısaca bir göz atmak gerekir.
Trump ve Batı liderleri kendilerine hizmet edenleri över, etmeyenleri yerer
Trump ve Batı liderlerinin Erdoğan ile ilişkilerini anlamak için önce şunu bilmek gerekir: Dünya, gelişmiş kapitalist ülkeler, yani emperyalist ülkeler ile, orta ve az gelişmiş kapitalist ülkeler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Orta ve az gelişmiş kapitalist ülkeler (pek nadir istisnalar dışında) hiçbir zaman gelişmiş kapitalist ülkelerin gelişmişlik düzeyine ulaşamayacak, onlara bağımlı ülkeler olarak kalacaklardır. İşlevleri emperyalist ülkelerin ham madde kaynakları olmak, ülkelerini sonuna kadar emperyalist neoliberal yağma ve talan politikalarına açmak ve kendilerine verilen politik görevleri yerine getirmektir. Bunu yapan ülke liderlerinin her biri dünya ölçüsünde saygın, deneyimli, birikimli lider olur. Bunu yapmayanlar ise şeytan olur, haydut devlet olur. Küba, Venezuela, Bolivya, Kuzey Kore, İran böylesi devletlerdir. Bunların her birinin lideri birikimlidir, saygındır, ama emperyalistler için haydut teröristlerdir.
Türkiye orta büyüklükte kapitalist-emperyalist bir ülkedir. Ama büyük emperyalist devletlere bağımlıdır. Onların dediğinden çıkamaz. Çıktığı anda başına gelecekler pişmiş tavuğun başına gelmez. Erdoğan “patriot” savunma sistemleri konusunda ABD ve Avrupa’ya kızdı, gitti Rusya’dan 2,5 milyar dolara S400 savunma sistemlerini aldı. Birden Rusya için saygın lider oldu. Ama ABD “bir NATO ülkesi S400’leri alamaz, alırsa da kullanamaz1” dedi ve hemen yaptırm uygulamaya baişladı: F35 üretiminden Türkiye’yi çıkarttı, parasını verdiği halde satın aldığı uçakları vermedi ve S400’leri ambara kilitletti. Erdoğan artık batı için güvenilmez en kötü adamdı. Yine Papaz Brunson olayında, papazı hapsettirip, Trump’ın ricasına rağmen serbest bırakmayınca Trump’ın “ekonominizi mahvederim“ demesiyle dolar kuru 4,77’den birden 5,28’e fırladı. Erdoğan ve Türkiye neye uğradığını anlayamadı. Erdoğan’a bir mektup yazan Trump ona şöyle seslendi:
“Eğer bu işi doğru ve insani bir şekilde yaparsanız tarih de sizi iyi yazar. Eğer iyi şeyler olmazsa, sizi sonsuza dek hep bir şeytan olarak görürler. Sert adamı oynama. Aptallık etme!” Doğru söze ne denir? Şimdi sormak gerekir: “Dış ve iç süreçlerde” Erdoğan’ın Türkiye’ye yapacağı hizmet bu mu? “Kapsamlı birikimi” olan “dünya ölçüsündeki lider” bu mu? Denebilir ki, bunlar Trump’ın ilk dönemiydi. Şimdi Trump Erdoğan’ı yere, göğe sığdıramıyor. Doğrudur, sığdıramıyor. Çünkü “aptallık” etmiyor, ABD’nin ve Avrupa’nın bir dediğini iki etmiyor. Kendisinin onların hizmetinde olduğunu, her dediklerini yapacağını ispatladı. Böylece her türlü övülmeyi haketti. Büyük lider oldu. Beyaz Saray’da “kırallar” gibi karşılandı, ağırlandı. Trump “artık Türkiye halkından meşruiyet almana gerek yok” der gibi ona “meşruiyet” verdi. Erdoğan Trump’a “ben meşruiyeti senden değil, halkımdan alırım” diyemedi. Türkiye’ye hizmet edecek “Kapsamlı birikimi” olan dünya lideri bu mu? Trump’a bir şey diyemez, çünkü günümüzde orta ve az gelişmiş ülke liderleri ABD ve AB’nin vereceği meşruiyetle iktidarda kalabilirler, görevleri halka ve ülkeye değil emperyalizme hizmettir. Avrupalılar da Erdoğan’ı seviyorlar ve iktidarda kalmasını istiyorlar. Neden? Çünkü Erdoğan kendisine verilen Suriye’den, Irak’tan, Afganistan’dan gelen göçmenleri Türkiye’de tutma, Avrupa’ya göndermeme görevini çok iyi yapıyor da ondan! Sırf bu örnekler gösteriyor ki, Erdoğan’ın Türkiye’ye yapacağı bir hizmet yoktur, gitmesi gerekmektedir.
Cumhuriyetin içinde bulunduğu “tarihi eşik” nedir?
Erdoğan’ın bir dönem daha seçilmesi için Uçum’un ileri sürdüğü ikinci gerekçe Cumhuriyet’in aşmakta olduğu “tarihi eşik” sürecini tamamlamaktır. Şöyle diyor Uçum:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aday olması ve seçilmesi, yüzyılı aşkın süredir devam eden Cumhuriyetimizin kuruluşunu tamamlamak bakımından tarihi eşikte olduğumuz bu dönemde Türkiye’ye büyük katkı yapar.” Uçum’un belki en doğru tespiti budur. Gerçekten de Türkiye bir “tarihi eşik” atlama döneminde bulunmaktadır. Erdoğan da buna katkı yapacak “tek” kişidir. Nedir bu yüz yıllık Cumhuriyet’in kuruluşunu tamamlayacak eşik?
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken bir eşik atlandı. O eşik Türkiye’nin nasıl bir cumhuriyet olacağı idi. Saltanat ve halifeliğin varolduğu monarşik bir cumhuriyet mi, yoksa saltanat ve halifeliği kaldıran çağdaş bir cumhuriyet mi? Eşik çağdaş cumhuriyetten yana atlandı. Ama saltanat ve halife yanlıları çağdaş cumhuriyete karşı mücadeleyi bırakmadılar. Bu mücadele Batı’nın da desteği ile iktidara gelen Erdoğan’la birlikte yeni bir boyut kazandı, yeni bir aşamaya geldi. Çağdaş cumhuriyet yerine saltanat ve halife anlayışının, islami değerlerin ağır bastığı monarşik görünümlü bir düzeni, bir cumhuriyeti kurma çalışmaları Erdoğan iktidarı ile birlikte oldukça ilerledi. Erdoğan da Türkiye’ye böyle bir düzen getireceğini saklamıyor. Başkanlık sistemi, tek adam rejimi bu yönde önemli bir adımdı. Şimdi buna bir de ABD’nin desteği eklendi. ABD Ortadoğu Valisi Barrack çekinmeden “Türkiye’ye demokrasi değil, Yeni Osmanlıcı yeni bir monarşi gerekir” diyebilmektedir. Türkiye’nin yolu ABD’de çizilmektedir.
Türkiye yeni bir “tarihi eşik” atlama aşamasına henüz tam gelmiş değildir. “Çağdaş” cumhuriyetten monarşik cumhuriyete atlama eşiği için daha zamana ihtiyaç vardır. Gerçi Erdoğan’ın iktidarı ile birlikte bu alanda büyük ilerlemeler kaydedilmiştir, ama Türkiye’de halka bu eşiği atlatmak çok zordur. Çağdaş cumhuriyetin azımsanmayacak ölçüde savunucuları vardır. İhtiyaç duyulan bu zaman içinde bunların bertaraf edilmesi gerekmektedir. Erdoğan bu konuda da önemli adımlar attı. Çağdaş cumhuriyetin kurucusu olduğu söylenen CHP’yi parçaladı, oradan gelecek direnişi büyük ölçüde kırdı. Çağdaş cumhuriyetin burjuvazisi olarak bilinen TÜSİAD artık demokrasi ve hukuk kavramlarından uzak durmaya başladı. Bertaraf olmamak için Erdoğan ile anlaşma ve uzlaşma yolları arıyorlar. Kürtlerle süreci sürüncemede bırakarak, oradan gelecek bir demokrasi rüzgârını önlemeye çalışıyor. İşçi sınıfı ve sendikaları, diğer sivil toplum kuruluşları STK’ları baskı altında sindiriyor. Başta Demirtaş, Kavala gibi topluma demokratik dinamik kazandıracak binlerce kişi hapiste tutulmaktadır. Erdoğan Türkiye’ye eşik atlatmak için adım adım gitmektedir. Şu an AKP çevrelerinde Erdoğan’a aranan bir yardımcının damat mı, oğul mu olsun tartışmaları da Erdoğan hanedanlığını oluşturma, kamuoyunu alıştırma hedefinden başka bir nedeni yoktur.
Türkiye’ye bu eşik atlatılmamalıdır
Erdoğan hanedanlığının oluşturulması, monarşik görünümlü bir cumhuriyete geçilmesi için daha epey zamana ihtiyaç duyulduğu görülmektedir. Erdoğan’ın bir dönem daha başkan seçilmesi bu eşiğin atlanmasını kolaylaştıracağı ve sağlıyacağından hareket edilmektedir. Bunun için de Başdanışman Uçum, Erdoğan’ın bir dönem daha seçilmesinin eşiğin atlanmasına “katkı” olacağını vurgulamaktadır. Bunun doğru bir yanı vardır. Bir daha seçilmek demek Erdoğan’ın bir 5 sene daha 2033’e kadar iktidar olması demektir. Bu zaman içinde ABD ve AB’nin de desteği ile Erdoğan Türkiye’ye bir “eşik” atlatabilir, adı cumhuriyet olan monarşik biçimi bir yapıya geçebilir. Buna asla müsaade edilmemelidir.
Türkiye’ye bu eşik atlatılmamalıdır. ABD ve AB desteğine rağmen Türkiye’de hâlâ daha Erdoğan’ın bertaraf edemeyeceği büyük bir demokratik güç bulunmaktadır. Bunlar işçi sınıfı ve emekçi yığınlardır, Kürt demokratik hareketidir, kadın, geçlik, aydın, ekoloji aktivistleridir, toplumun çağdaş, özgür yaşam biçimini savunananlar, solcular, sosyalistler, komünistler, CHP’li sosyaldemokratlar, liberal burjuva demokratik kesimlerdir. Şimdi tüm kesimleri birleştirecek yeni bir ittifak anlayışıyla hareket etmek gerekmektedir. Erdoğan’ın CHP’ye butlan saldırısına karşı çıkıldığı gibi Kürtlerle barış sürecinin sürüncemede bırakılmasına da, işçilere, kadınlara, gençlere, aydınlara, çevrecilere yapılan baskılara, politikacıların hapishanelerde rehin tutulmalarına karşı da aynı anda ve hep birlikte karşı çıkılmalıdır. Erdoğan’ı yenecek, “eşiği” atlatmayacak olan toplumda yaratılacak olan dinamizmdir, evet, toplumsal bir kalkışmadır.
Eğer bu kalkışma sağlanırsa Erdoğan’ın yeniden aday olması bile engellenebilir ve engellenmelidir de. Çünkü Uçum Erdoğan’ın tekrar aday olması için Anayasa’ya göre Meclis’in 360 oyla seçimlerin yenilenmesine karar vermesi yeterlidir demektedir. Uçum’a göre seçimlerin yenilenmesi ise normal seçim tarihi 7 Mayıs 2028’den bir ay önce de, bir yıl önce de olabilir. Uçum seçimi yenilemek için Anayasa Referandumu’nun yıl dönümü olan 16 Nisan 2028’i önermektedir. Ona göre önemli olan 360 oyu bulmaktır. Butlanla CHP’nin bölünmesi, süreç uzatılarak DEM’in zor durumda bırakılması, diğer sağ partilerden ve bağımsızlardan milletvekili satın alınarak 360’ın sorun olmadığı belirtilmektedir. 360’ın önlenmesi de kamuoyunda yükselecek baskıya bağlıdır. Bunun için yeni bir ittifak va çalışma anlayışıyla toplumu harekete geçirmek önde duran görevdir. Değilse yükselişi durdurulamayacak olan Erdoğan cumhuriyetin kuruluşunu tamamlayacak, yani çağdaş cumhuriyet yerine monarşik islami bir cumhuriyetin kuruluşu olan “eşik” de atlanmış olacaktır. Zaman halklarımızın 100 yıllık barış, özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini canla-başla savunma zamanıdır. Burada “çözüm” asla bir 6’lı Masa anlayışı değildir. Burada Erdoğan’ın kurmaya çalıştığı ABD icazetli yeni Osmanlıcı islami tek adam rejimine, “monarşi”ye karşı olan tüm güçlerin birliğidir. Bu güçlerin Erdoğan’a karşı hem kendilerinin tek tek, hem de diğer güçlerle birlikte eylem yapmaya hazır olmaları gerekmektedir. Kimsenin bir diğerini dışlama lüksü olmamalıdır. Türk muhaliflerinin mesela ne Kürtleri ne komünistleri, Kürt ve komünist muhaliflerin de mesela Erdoğan karşıtı Türk ulusalcılarını dışlama anlayışı gütmemelidir. Önce Erdoğan yenilmelidir. Bunun için birleşilmelidir. Bu mücadele içinde insanlar birbirlerini tanıyacaklar, Kürdü, komünisti, ulusalcısı birbirini dinleme fırsatı bulacaklar, belki ortak demokratik, özgürlükçü, barışçıl bir Türkiye’nin temellerini atacaklardır. Gezi direnişinde elinde Kürt partisi BDP’ni bayrağını taşıyan bir gençle Türk bayrağını taşıyan bir diğer gencin elele tutuşarak polisin saldırılarına karşı direnmesi unutulmamalıdır. Demokratik, antifaşist deneylerden ders çıkartmalıyız.

